ARAMİLER

ARAMİLER KİMDİR – ARAMİLERİN KÖKENİ

Aramiler, MÖ 11. yüzyıl ve MÖ 8. yüzyıl arasında Kuzey Suriye, Mezopotamya, Doğu Akdeniz kıyıları ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde ikamet etmiş, bölgede bazı devletler ve şehirler kurmuş bir halktır.

Aramilerin erken dönemine ilişkin bilgiler fazla değildir. Fakat MÖ 3. binyılın sonları ile MÖ 2. binyılın başlarına ait çivi yazısıyla yazılmış metinlerde Aram adına rastlanmaktadır.

Aramiler, Sami dillerinin Kuzey Merkez dil ailesine bağlı olan Aramice’yi ya da Aramcayı konuşurlardı. Aramice MÖ 7. yüzyıl ve MÖ 6. yüzyıllardan itibaren Orta Doğu’da yaşayan kavimlerin ortak dili olmuştur.

Daha önce ortak dil olan  Akadca’nın yerine geçen Aramice, bu özelliğini, MS 7. yüzyılda Arapça’nın Orta Doğu’da etkili olmasına kadar devam ettirmiştir.

Günümüzde Türkiye’nin Güneydoğusunda ikamet eden Süryanilerin dili Aramice kökenlidir. Mardin bölgesinde hala Hristiyan dinine sahip Süryaniler yaşamlarını sürdürmektedirler.

Buradaki Süryaniler Aramice’nin Doğu Aramice kolundan Süryanice’nin modern lehçesi  Turoyo lehçesini konuşmaktadırlar. 

Ayrıca Aramice’nin Süryanice kolunun doğu kolundan olan Keldanice ve Asurca’nın modern şekli olan Surit ve Aturaya konuşan Nasturiler ve Keldani Hristiyanlar; Türkiye, Irak ve İran’da varlıklarını sürdürmektedirler.

MÖ 13. yüzyıl ve MÖ 12. yüzyıl arasında yapılmış olan Ege Göçleri yani Deniz Kavimleri Göçüyle beraber Yakın Doğu’nun siyasi, ekonomik ve sosyal yapısında oluşan farklılıklar, Suriye Mezopotamya’da yeni etnik grupların ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

Aramiler de bu kargaşadan faydalanıp, Suriye çöllerinden çıkarak, Mezopotamya ve diğer kültür merkezlerine doğru ilerlemişlerdir.

Aramiler adı yazılı kaynaklarda ilk Asur kralı I. Tiglat-Pileser (MÖ 1114-1074) döneminde, Asur yıllıklarında Ahlame-Aḫlamū ismiyle geçmektedir.

Bu yıllıklarda ilk Asur Kralı I. Tiglat-Pileser’in Aramilere karşı yaptığı seferleri ve Aramileri izlemek amacıyla yılda iki defa olarak toplamda 28 defa Fırat’ı geçtiğinden bahseder.

I. Tiglat-Pileser, bu seferlerle Aramilere karşı zafer elde ettiğini ve ele geçirdiğı ganimetleri Asur’a getirdiğini belirtir. 

I. Tiglat-Pileser’in anlattığı zaferlere rağmen, Aramiler, Asur’da bir kargaşaya neden olmuş, haberleşmeyi kesmiş ve köylere sızmış ve köylü halklar Aramilerden kurtulmak için Arbela’nın doğusundaki dağlara kaçmıştır.

Daha sonra Aramiler Ninive’ye doğru ilerlemiş ve I. Tiglat-Pileser, Musul’un doğusundaki dağlara çekilmek durumunda kalmıştır.

II. Assur-dan (MÖ 934-912) ve II. Assur-rabi egemenlikleri zamanında  (MÖ 1013-973), Aramiler’in Asur ve Babil arasında bulunan bölgeyi işgal ettiklerine Asur kitabelerinde rastlanmaktadır.

Aramiler, Eski Ahitte İbranilerle aynı soydan gelen ve yaklaşık MÖ 16. yüzyıldan sonra Harran (Urfa) civarında ikamet etmiş bir topluluk olarak belirtilir.

Asur kayıtlarında ise Ahlamlar isimli başka bir halkla beraber soyguncu olarak dile getirilir.

Aramiler, MÖ 11. yüzyıldan sonra Kuzey Suriye’de ve Fırat’ın iki yakası boyunca uzanan topraklarda Bit-Adini Devleti’ni kurmuş ve zamanla Şam ve çevresi başta olmak üzere çevre bölgelerde egemenlik kurmuşlardır.

Aramiler, doğuya doğru da ilerlediler ve zaman içinde Babil’den Filistin’e dek uzanan Sahra Bölgesi, Kitabı Mukaddes’in Keldaniler olarak çağırdığı Arami kabilelerin eline geçti.

Batıdaki Arami krallıkları dönemine Asurlular son verdi. Diğer taraftan doğudaki Aramiler bağımsızlıklarını sürdürdüler. Bir Keldani komutanı MÖ 626’da kendisini Babil kralı olarak ilan etti.

Kültürel alanda olduğu gibi dini inançlar yönünden de Ârâmîler’in yakınlarında bulunan toplumlardan etkilendikleri düşünülmektedir.

Ârâmî yazıtlarında pek çok yabancı tanrının ismi geçmektedir ve bunlar arasında bulunan Ken‘ân tanrılarından Baal-Şemayim, Reşef ve Melqart, Mezopotamya tanrılarından da Şamaş, Marduk, Nergal ve Sin bulunmaktadır.

Ârâmîler’in kendi tanrılarının da mahiyet olarak diğer Batı Sâmî toplumlarının tanrılarından pek ayrı değildir. 

Aramiler çoğunlukla Kenan, Babil ve Asur tanrılarına taparlardı. Kendi tanrıları arasında en önemlileri Hadad ya da Raman’dır, en önemli tanrıçalarıysa Atargatis idi.

Panteonun başı olan ve en büyük kült merkezi Şam’da yer alan fırtına tanrısı Hadad bunlardan birisidir. Sam‘al Devleti’nde Hadad’ın yanı sıra Rakib-El, Baal-Hamman ve Baal-Semed’e de tapılmaktaydı; Baal-Harran’ın kült merkezi  Harran’dı.

Ârâmîler tarafından ululaştırılan öteki tanrıların adları, Mısır’daki Ârâmî kolonilerinde ve bilhassa Elefantin’de yani bugünkü Asvân adası rastlanan, tanrı adlarıyla teşkil edilmiş şahıs isimlerinden  bilinmektedir.

Bunların başlıcaları Nabu, Bethel gibi tanrılarla Malkat-Şemayim ve Banit gibi tanrıçalardır. Helenistik dönemde Hierapolis ve Baalbek  olmak üzere kimi şehirlerde Ârâmî inançlarının hâlâ etkili olduğu görülmektedir.

Bunların en öne çıkanı Atargatis kültüdür. Bu tanrı adının başındaki “atar-” elemanıyla birçok Ârâmî şahıs adı oluşturulmuştur. 

Gerek Anadolu’da gerekse Kuzey Suriye’de yapılan kazılardan elde edilen eserlerde, Hitit kültürünü sürdürdüklerine  inanılan küçük devletler zamanında (Geç Hitit dönemi; m.ö. XII-VII. yüzyıllar) ne tam anlamıyla Hitit, ne tam anlamıyla Asur olan bir mimari ve heykeltıraşlık tarzından  bahsedilmektedir. 

Mimari ve heykeltıraşlık alanındaki eserlerde Ârâmî özellikleri yer almakla birlikte bunlar Anadolu ile Suriye’de Hitit ve Fenike, Mezopotamya’da ise Asur sanat unsurlarıyla iç içe geçmiş olduğundan bu eserlere dayanarak gerçek bir Ârâmî sanatının varlığından bahsetmek zordur.

Düşmanları tarafından korkak, hain ve serseri olarak yaftalanan Ârâmîler, kendilerine özgü ve yaratıcı bir kültüre sahip değillerdir.

Ticarî faaliyetleri ve kolaylıkla anlaşılabilen dilleri sayesinde eski Ön Asya tarihinde önemli bir katalizatör rolü oynamışlardır.

Kaynaklar:

1-Khurt, Amelie (2009). Eski Çağ’da Yakındoğu. İstanbul: Türkiye İş Bankası Yayınları.

2-Köroğlu, Kemalettin (2006). Eski Mezopotamya tarihi: başlangıcından Perslere kadar. İstanbul: İletişim Yayınları.

3-Memiş, Ekrem (2012). Eskiçağda Mezopotamya. Bursa: Ekin Kitabevi.

4-Albright, William Foxwell (1966). The Amarna letters from Palestine & Syria, the Philistines, and Phoenicia. Londra: Cambridge University Press.

Bernamegeh Türkçe

UYARI: Yazıların izinsiz kopyalanması ve Web Sitelerinde yayınlanması kesinlikle yasaktır. Hakkınızda yasal işlemlerin başlatılabileceğini lütfen unutmayın!

AYRICA BAKIN

Kübizm karşıtları neyi savunurlar?

Kübizme karşı çıkanlar genellikle şu argümanları ve savunuları öne sürerler: Geleneksel Sanat Anlayışı Gerçekçilik ve …

error: LÜTFEN KOPYALAMAYIN OKUYUN!