ÇİVİ YAZILI HUKUKTA KÖLELERE VERİLEN CEZALAR

Yusuf KILIÇ** / Suzan AKKUŞ MUTLU***

ÖZET
İnsanoğlunun yerleşik hayat düzenine geçişiyle birlikte başlayan
tarımsal faaliyetler insan iş gücü ihtiyacını da beraberinde getirmiştir.
Böylece efendisine bağlı olup, iş gücü olarak yararlanılan ve çeşitli
sebeplerden dolayı hürriyetinden yoksun bırakılmış olan insanların
oluşturdukları köle sınıfı ortaya çıkmıştır. Nitekim Eski Yakındoğu
toplumları küçük ve kapalı ekonomileri için kölelik sisteminin varlığını
yararlı görmüşlerdir. Böylece savaş tutsakları, kötü veya hastalıklı ürün
yıllarından dolayı istenilen miktarda hasat elde edemeyip fakir düşerek
mülkünü başkasına devretmek zorunda kalan insanlar, borcunu
ödeyemeyen borçlular, ailesine karşı gelen ve bu sebeple
cezalandırılarak evlatlıktan çıkarılan kişilerden bir köle sınıfı
oluşturmuşlardır. Köleleri ucuz ve daimi emek olarak görenbu
toplumlar bu sınıfın sürekliliğini sağlamak için kölelerin bazı
davranışlarını suç kabul ederek, gelir-geçer olan hukuki normlarında
buna karşılık bazı cezai müeyyideler öngörmüşlerdir. Bu çalışmanın
amacı kölelerin hukuk nazarında suç kabul edilen fiillerine karşılık
verilen cezaları ortaya koymaktır. Bu noktada çivi yazılı hukuk
sistemine sahip olan Eski Mezopotamya toplumları Sümer, Babil ve
Asur ile Anadolu’daki Hititlerin neşredilmiş olan kanun
metinleriüzerinde inceleme yapılmıştır. Söz konusu toplumların çivi
yazılı kanun metinlerinden çıkarılan neticelere göre, kölelerin
cezalandırılmasını gerektiren davranışlar şunlardır: KöleninEfendisinin
Evinden Kaçması, Bir Cariyenin (kadın kölenin) Efendisinden Habersiz
Başını Örtmesi, KöleninHırsızlık Yapması ve KöleninEfendisineKarşı
Gelmesi. Bu tür davranışlarda bulunan kölelere bazı organları
sakatlanmaktadır. Bununla birlikte evden kaçan bir köleyi saklayan
kişiye ise ölüm cezası verilmektedir.

Giriş
İnsanların çeşitli sebeplerden dolayı hürriyetlerinden yoksun kılınarak başkalarının malı
sayılmaları kölelik olarak adlandırılmaktadır. Köleliğin nasıl ortaya çıktığı meselesi hala tartışma
konusudur. Ancak kölelik kurumunun insanoğlunun yerleşik yaşama geçişiyle oluşmaya başladığı
ve özel mülkiyet kavramının ortaya çıkmasıyla birlikte hız kazandığı düşünülmektedir. Öyle ki,
yerleşik hayat düzenine geçmiş eskiçağ toplumları komşuları ile sürekli savaş halinde olmuşlardır.
Her biri ülke sınırlarını genişletmek, egemenliğini sürdürmek ve varlıklarını korumak için daima
savaşan bu toplumların, savaş tutsaklarını öldürmek yerine köleleştirmeyi küçük ve kapalı
ekonomileri açısından daha yararlı bulmaları kölelik sistemini doğurmuş olmalıdır. Savaşa ek
olarak borç için kölelik de eski toplumların en büyük kölelik kaynaklarından birini teşkil
etmektedir. Bu köleler topluma yabancı değil, bilakis efendileriyle aynı toplumun üyesi olup,
borcunu ödemekten aciz olan borçlulardır. Bunlar çoğunlukla ev hizmetleri ve tarım işlerinde
çalışmakta, görevleri nedeniyle oynadıkları ekonomik rol onların hukuki statülerini yansıtmaktadır.
Böylece kölelik kurumu belirli toplumsal ve iktisadi ilişkiler sonucu ortaya çıkmış, ekonominin
temeli olarak kabul edilmiş ve bedava ya da çok ucuz bir emek olarak eskiçağların ekonomik
hayatında işgücü ihtiyacını karşılamış olmalıdır (Bozkurt, 1981:67).

Teorik olarak, kimi insanların içinde doğdukları ailenin toplum içindeki yapı ve statüsü,
kimilerinin de ekonomik hayatlarının kötü gidişi sonucu, borçları sebebiyle köle oldukları
söylenebilir. Mesela evlatlıkları kendilerini reddeden aileler de evlat edindikleri çocuğu köle olarak
satabilmektedirler. Nitekim ana-ittišu kanunu madde 23’te babaya karşı gelmek köleliğin nedeni
olarak gösterilmiştir. Burada babasını reddeden çocuğun tıraş edildikten sonra köle olarak gümüş
karşılığı satılabileceği belirtilmiştir (Tosun-Yalvaç, 2002: 47). Diğer taraftan dünyanın ilk
yerleşim yerlerinden olan Mezopotamya ve Anadolu toplumlarının sosyal ve siyasi bünyeleri
incelendiğinde kölelerin yanında hürler ve yarı hürler olmak üzere iki sosyal tabakanın daha
varlığına rastlanmaktadır. Böylece toplumun üç farklı zümreden oluştuğu görülmektedir.
Bunlardan en alt sınıfı teşkil eden köle tapınak, saray ve özel kişilerin işçi başları denetiminde
çalıştırılan, bir çeşit mal konumundaydı. Dolayısıyla köle sahipleri köleler üzerinde hayat ve ölüm
hakkına sahiptiler. Ayrıca ülkeler ve toplumlar arasında gerek kurumun kaynağı, gerekse kölelerin
hukuki statüleri ve fonksiyonları açısından benzerlikler görülmektedir.

Bununla birlikte toplum halinde yaşamak mecburiyetinde olan insanlar arasındaki ilişkileri
düzenlemek ve huzuru sağlamak amacıyla hukuk kavramı ve uygulamasına ihtiyaç duyulmuştur1.
Toplumun ürünü olan hukuk kuralları onun bütün özelliklerini yansıtmaktadır. İlk zamanlar örf ve
adetlere dayanan ilişkiler sonraki dönemde Sümerler tarafından çivi yazısının icadıyla birlikte
yazılı biçim kazanmıştır. Gerek dünyanın ilk medeniyetini oluşturan Sümerlerde, gerekse diğer
eskiçağ toplumlarında kimi zaman bir efendinin kimi zaman ise bir sarayın ya da tapınağın malı
olan, toplumda önemli bir nüfusu oluşturan kölelerin durumu Eski Ön Asya’nın çivi yazılı
kanunlarında kısmen yer almaktadır. İşte bu sebeple büyük oranda bir etkileşimin sonucu olarak
ortaya çıkmış kanun metinlerinden kölelik müessesesiyle ilgilive özellikle kölelerin işledikleri
suçlara karşılık verilen cezaların miktarını öğrenmekteyiz.

Çivi yazılı hukukta, kölelerin cezalandırılmasını gerektiren failleri şöyle sıralayabiliriz: a)
Kölelerin kaçması,b) Bir cariyenin (kadın kölenin) efendisinden habersiz başını örtmesi, c)
Kölelerin hırsızlık yapması, d) Kölelerin efendilerine karşı gelmeleri gibi fiiller suç sayılmakta ve
bunlara belirli cezai müeyyideler uygulanmaktadır. Bu durumu hem Eski Mezopotamya
kanunlarından hem de Anadolu’daki Hitit kanunlarından tespit etmek mümkündür.

1.Mezopotamya Hukukunda Kölelere Verilen Cezalar
Arkeolojik kazılar sonucunda ortaya çıkarılan yazılı belgelerden Mezopotamya hukukunun
çeşitli evreler geçirdiği gözlemlenmektedir. Öyle ki, yazının icadından önceki
zamanlardatoplumdaki sosyal ilişkilerin örfi adetlere göre düzenlendiği tahmin edilmektedir.
Sümerlilerin çivi yazısını icat edip kullanmalarıyla birlikte gelir-geçer olan örfi kurallar yazılı
biçim kazanmış, böylece Mezopotamya’da hukuk ve kanun kavramı ortaya çıkmıştır.
Mezopotamya kanunlarından toplum düzeninin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi için dönemin
toplumsal şartlarına göre çeşitli hukuki önlemlerin alındığı açıktır. Dolayısıyla kölelerin toplum
içerisindeki konumu ve suç işlemesi durumunda onlara öngörülen ceza çeşidi ve miktarı kanun
metinlerinde açıkça belirtilmiştir.

Bu cümleden olmak üzere, kölelik kurumunun başlangıcının daha eskilere uzandığı kabul
edilmesine rağmen, bununla ilgili ilk açık bilgileri M.Ö. 2350 yıllarında yaşadığını kabul ettiğimiz
ve ilk kanun koyucu olarak bilinen Sümerli kral Urukagina’nın kanun metninden öğreniyoruz. Kral
Urukagina bir prolog, bir epilog ve metin kısmı olmak üzere üç bölümden oluşan kanun metninde
borcundan dolayı hapsedilen (rehin alınan) insanlardan ve onların affedilmesinden bahsetmektedir.
Bu durum Sümer toplumunda borcunu ödeyemeyenlerin rehin tutularak köle durumuna düştüğünün
ve onların hapisle cezalandırıldığının ilk göstergesidir (Kramer, 2002: 166; Dinçol, 2003: 5; Kınal,
1983: 141). Elbette ki yazının icadından önceki zamanlarda da insanların borcundan dolayı köle
durumuna düşmüş olmaları kuvvetle muhtemeldir. Ancak o dönemlerdeki toplumların sosyoekonomik
yapısı hakkında elimizde somut bir delil olmadığından bu toplumlarda borç köleliğinin
nasıl oluştuğu hakkında bilgimiz yoktur.Diğer taraftan M.Ö.1974-1719 yılları arasında Asur
memleketinden çıkarak Anadolu’nun orta bölümüne ticaret yapmak amacıyla gelen Asurlu
tüccarları tarafından kaleme alınan ve “Kapadokya Tabletleri” veya “Kültepe Tabletleri” olarak
isimlendirilen çivi yazılı belgelerin içerisinde de borç köleliği hakkında bilgi verenleri vardır.
Burada tüccarlar arasında yapılan ticaretin bir emtiası olan kölenin efendisinin borcundan dolayı
alacaklıya devredildiği veya rehine olarak verildiği anlaşılmaktadır. Bu anlayış ve geleneğin daha
sonraki zamanlarda da devam ettiği görülmektedir (Bayram-Çeçen, 1997:579-604).
Öyle ki, Mezopotamya’nın önemli hukuk belgelerinden biri olan Orta Asur Kanunları’nın2
44. maddesinde borç köleliği ve alacaklının rehine üzerinde her türlü hakka sahip olduğu
belirtilmektedir. Yani alacaklı köleyi damgalama, dövme, kamçılama ve kulaklarını kesme hakkına
sahiptir (Roth, 1997: 171).

İlgili maddenin tercümesi şöyledir;
“İster bir Asurlu(Asurlu) erkek, ister bir Asurlu kadın (belli) fiyatı kadar bir adamın evinde
rehin olarak oturuyorsa veya bütün fiyatı (karşılığı) alınmışsa, onu dövecek, saçını yolacak,
kulaklarını parçalayıp, delecektir (bu hakların hepsine sahiptir)” (Tosun ve Yalvaç, 2002: 253).
Kölelerin cezalandırılmasını gerektiren suçlara gelince;

a) Kölelerin Kaçması
Kanun maddelerinin muhtevasından da anlaşıldığı gibi elbette ki, kölenin efendisi için bir
ekonomik değeri vardır. Bundan dolayı kaçak kölenin sahibine iade edilmesi ya da kölenin
başkaları tarafından sahiplenilmemesi için kanun maddelerine hükümler eklenmiştir. Kaçak köleyi
barındıran kişiye bunun ispatı sonucunda kölenin efendisine köle ödemesi, kölesi yoksa bunu
gümüş olarak ödemesi belirtilerek efendinin hakları koruma altına alınmıştır. Diğer taraftan
kölelerin kaçmasının çeşitli sebepleri vardı. Ancak en önemli sebepkölenin sahibi tarafından
yeterince beslenmemesidir. Böyleceköle karnını doyurmak için gizlice hayvancılıkla uğraşmak
veya ekin yetiştirmek zorunda kalıyordu. Fakat kölenin bu gizli davranışı ortaya çıktığında
kaçmaya mecbur oluyordu. Efendisinden kaçan köleyi gören kişinin onu öldürme hakkı olduğu için
de köle mümkün oldukça uzak yerlere kaçmaya çalışıyordu (Lengelle, 1993: 51).
İlk yazılı hukuk metinleri olma özelliğini taşıyan Sümer Kanunlarında kaçak kölelerle ilgili
önemli hükümler bulunmaktadır. Buradan anlaşıldığına göre, kaçmaya çalışan köleye çok ağır ceza
verilmektedir. Nitekim Sümerli III. Ur Sülalesi’nin ilk kralı olan Ur-Nammu’nun yazmış
olduğukanun metninde bu duruma açıklık getirilmektedir. Bu kanunun ilgili maddelerine göre
efendisine bağlı kölenin kaçması suçtur. Kölelerin kaçışını önlemek için kanunlara ağır cezai
hükümler konulmuştur. Bununla birlikte kaçak köleyi saklayan kişi onu sahibine iade etmek
zorundadır. Köleyi iade etmeyip alıkoyması durumunda o kişi cezalandırılırken köleyi yakalayıp
sahibine getiren kişi de ödüllendirilmektedir (Lengelle, 1993 58). Ur-Nammu Kanunlarının 14.
maddesi sahibinin evinden kaçan bir köle kadınla ilgilidir. Burada kadın köleyi sahibine iade eden
kişinin de ödüllendirileceği belirtilmektedir. Ancak ödülün belirtildiği kısım kırık olduğu için
ödülün miktarı hakkında bir bilgimiz yoktur. Ayrıca aynı kanunun 22. maddesinde efendisine karşı
gelen kölenin ağzının tuz ile yakılacağı söylenmektedir (Bozkurt, 1981: 72).
Maddenin tercümesi aynen şöyledir;
“Eğer… Bir köle kadın şehrinin hududunu aşarsa (ve) bir adam onu çevirirse kölenin sahibi
onu geri getiren adama x šeqel gümüş tartacaktır” (Tosun ve Yalvaç, 2002: 41).
2 M.Ö. II. Binyılın ikinci yarısına tarihlenen Orta Asur Kanunları 14 tablet halinde bulunmuştur. Koleksiyonun en iyi
korunmuş A tableti 59 maddelik olup, kadınların hak ve görevleriyle ilgili konuları içermektedir. Diğer tabletler ise
toprak mülkiyeti, gayrimenkul hukuku, köleler ve borçlar gibi çeşitli konularda maddeler içermektedir (Dinçol, 2003: 9).

Yine İsin Sülalesi’nin V. Kralı Lipit-İštar’ın (M.Ö. 1934–1924) bırakmış olduğu metinin3
12 ve 13. maddelerinde de kaçak köleyi barındıran kişinin cezalandırılacağı belirtilmektedir.
İlgili kanun maddelerinin tercümesi şöyledir;
“Eğer bir adamın erkek veya kadın kölesi şehrin içine kaçarsa başka bir adamın evinde bir
ay kadar oturursa bu ispat edilirse köleye karşı köle verilecektir.” “Eğer kölesi yoksa 15 šeqel
gümüş tartacaktır” (Roth, 1997: 28).
Sümer kanunlarında olduğu gibi Hammurabi Kanunlarında4 da kaçak köleler ve kaçak
köleyi barındıran kişilere yönelik cezalar yer almaktadır. Hammurabi Kanunlarının 15 ve 16.
maddelerinde kaçan bir köleyi yakalayıp sahibine iade etmeyen kişinin ölümle cezalandırılacağı
belirtilmektedir. Bir kölenin bir başkası tarafından sahiplenilmemesi için kanunlarda bu tür
durumlara ağır cezalar verilmektedir.

İlgili kanun maddelerinin tercümesi şöyledir;
“Eğer bir adam sarayın bir erkek ya da kadın kölesini yahut bir muškenum’un bir erkek
veya kadın kölesini şehir kapısından (kaçırtırsa) o adam öldürülecektir”. “Eğer bir adam, saraya
veya muškenum’a ait kaybolmuş bir erkek veya kadın köleyi evinde saklarsa ve tellalın çağrısı
üzerine onu çıkartmazsa o evin sahibi öldürülecektir” ( Tosun ve Yalvaç, 2002: 186,187).
Kanunun 19 ve 20. maddelerinde kaçak köleyi yakalayan kişinin köleyi iade etmek
mecburiyetinde olduğu fakat kölenin kaçması durumunda köleyi yakalayan kişinin kölenin
efendisine tanrı yemini etmesi gerekmektedir. Aksi takdirde suçlu konuma düşmektedir.
İlgili kanun maddelerinin tercümesi şöyledir;
“Eğer o köleyi evinde alı korsa, sonra köle elinde yakalanırsa, o adam öldürülecektir.”
“Eğer köle onu yakalayanın elinden kaçarsa, o adam köle sahibine tanrı yemini edecek ve serbest
kalacaktır ((Roth, 1997: 84).

Mezopotamya’daki bir diğer kanun, Asur’lu kâtiplere Sümerce öğretmek için Sümerce-
Akadça olarak iki dilde yazılan ana-ittišu serisidir (Kınal, 1983: 137). Bu kanunlarda da alt sınıfı
teşkil eden kölelere verilen cezalar ile ilgili hükümler yer almaktadır. Efendisi için iş gücü sağlayan
ve bir ekonomik değeri bulunan kölenin kaçması halinde köleye ağır cezalar verilerek efendinin
hakları korunmaya çalışılmıştır. ana-ttišu Kanunlarının 13. maddesi bu duruma güzel bir örnektir.
Bu madde de bir kölenin kaçma, işi terk etme hatta ölme hakkı bile olmadığı, hastalanması halinde
dahi kölenin suçlu olduğu ve cezalandırılacağı belirtilmektedir. Köle böyle bir durumda bir günlük
emeği karşılığı 1 Ban ( Sümerce tahıl ölçü birimi ) arpa verecektir (Tosun ve Yalvaç, 2002: 48).
Yani köle çalışmadığı günün bedelini ödemek zorundadır.

İlgili kanun maddesinin tercümesi şöyledir;
“ Eğer bir adam bir işçi (köle) kiralarsa , (o) ölür (veya) kaybolur (veya) kaçarsa, işi terk
ederse veya hastalanırsa, bir günlük emeği karşılığı 1 Ban arpa sayacaktır (verecektir )” (Tosun ve
Yalvaç, 2002: 48).

b) Cariye (Kadın Kölenin) Efendisinden Habersiz Başını Örtmesi

Orta Asur Kanunlarında kadınların örtünmesi şartı vardı. Asurlu kadınlar ister evli olsun
ister dul olsun dışarı çıktıklarında başlarını örtmek mecburiyetindeydiler. Ayrıca köle kadınların da
efendileriyle birlikte dışarı çıktıklarında başını kapamaları gerekiyordu. Sadece evlenmemiş kadın
örtünemezdi. Kanunun 41. maddesinde de belirtildiği gibi örtü kadının evli olduğunu ya da özgür
bir erkeğe bağlı olduğunu ifade ediyordu. Bu durumda bekârların fahişelerin ve yanında efendisi
olmadan sokağa çıkan kadın kölelerin örtünmesi yasaktı. Yanında efendisi olmadan sokağa çıkan
bir cariye saray mahkemesine götürülerek orada kulakları kesilir ve onu yakalayan elbiselerini
alırdı. Örtülü bir esireyi görüp onu saray mahkemesine götürmeyen kişiye de 50 sopa atılıp
kulakları kesilerek cezalandırılırdı (Tosun ve Yalvaç, 2002: 275). Kanunlardan anlaşıldığı gibi örtü
bir kadının köle ya da özgür olmasına bakılmaksızın özgür bir erkeğe bağlı olduğunun başka bir
ifade ile kadının bir sahibi olduğunun göstergesiydi.

İlgili maddenin tercümesi şöyledir;
Kol. VI
Madde 41
“Eğer bir adam cariyesini örtmek isterse, beş veya altı arkadaşını oturtup, onların önünde
onu örtecek “o benim karımdır” diyecek, o, onun karısı olacaktır. Adamların önünde (şahitliğinde)
örtülmeyen ve kocasıtarafından “bu karımdır” denilmeyencariye eş değildir, cariyedir. Eğer adam
ölürse, örtülü karısının evlatları yoksa cariyesinin evlatları, (öz) evlatlardır ve hisselerini
alacaklardır” (Roth, 1997: 169).

c) Kölelerin Hırsızlık Yapması
Kanunlarda hırsızlık yapmak, çalıntı malı kabul etmek suçtur ve bunun cezası kulak ve
burnun kesilmesi şeklinde verilmektedir. Yani hırsızlık yapmak kadar çalıntı mal kabul etmek de
suç sayılmaktadır. Orta Asur Kanunları’na göre hırsızlık yapan kadının cezasını kocası
vermektedir. Koca karısının kulağını kesmezse kölenin kulağı da kesilmemektedir. Çalıntı malın
bedeli ödenmediği gibi burada asıl amaç özgür bir kadının cezalandırılmaması için bir fırsat
yaratılmaktadır. Yani amaç köle değil özgür kadını kurtarmaktır. Bütün ilkçağ çivi yazılı
kanunlarında hırsızlık yapan köle ile aynı suçu işleyen özgür insana verilen cezanın miktarı
belirtilmekte ve cezalar kişilerin bulundukları statüye göre değişmektedir. Bununla birlikte kölelere
verilen ceza özgür bir şahsa verilen cezaya göre daha ağır olmaktadır.

d) Kölelerin Efendilerine Karşı Gelmeleri
Hammurabi Kanunlarında kişiler işledikleri suçun cezasını sahip oldukları statüye göre
ödemektedirler. Kanunların 198 ve 201. maddelerinde bu durum dile getirilmektedir. Bir adamın
kendisiyle aynı sınıftan olan birinin yanağına vurması durumunda 1 mina gümüş öderken, üst
statüdeki birinin yanağına vurması halinde sığırkuyruğundan bir kamçı ile 60 kırbaç vurulmaktadır.
Bey sınıfından biri bey sınıfından birinin yanağına vurduğu zaman 1 mina gümüş öderken bir
muškenum’un kendi sınıfından birine karşı aynı suçu işlemesi halinde 10 šeqel gümüş ödemektedir.
Yani Hammurabi Kanunlarında görüldüğü gibi suç aynı olmasına rağmen verilen ceza farklıdır.
Öte yandan bir köle kendisinden üst statüdeki birine karşı suç işlediğinde özgür insanla aynı şekilde
cezalandırılmak yerine daha ağır cezalara çarptırılmaktadır. Genelde cezası ya ölüm ya da organ
sakatlama şeklindedir. Fakat özgür bir insan kendisinden alt sınıftaki bir kişiye veya bir köleye
karşı suç işlediğinde nakdi ceza uygulanmaktadır. Tabii ki bu suç köleye karşı işlendiğinde ödenen
nakdi ceza köleye değil efendiye ödenmektedir. Yani köle maddi bir varlık olarak görülmektedir
(Köroğlu, 2010: 114) (Brians, 1915: 2).
Eskiçağ Mezopotamya toplumlarında kölelerle özgür insanlar arasında giyim-kuşam ve
fiziki olarak da fark görülmektedir. Hammurabi Kanunlarının 226 ve 227. maddelerinin
muhtevasından köle tıraşının önemi anlaşılmaktadır. Hatta berber onu bir köle gibi tıraş etmezse o
berberin elinin kesileceği bildirilmektedir. Yine berberi kölenin köle olduğunu belli etmeyecek
şekilde tıraş etmesi için zorlayan kişi de öldürülecektir (Roth, 1997: 124; Pritchard, 1973:163).
Kölelerin efendilerine nasıl davranmaları gerektiği ve efendinin köle üzerindeki hakları
kanunlarda belirtilmiştir. Her türlü işte çalıştırılan ve hiçbir şekilde buna itiraz etmeyen köle bir
nevi mal konumundadır. Ancak kölenin efendisine karşı çıkması ve onu inkâr etmesi durumunda ve
sahibinin onun kölesi olduğunu kanıtlaması halinde efendi kölenin kulağını keserek köleyi
cezalandırabilmektedir. Hammurabi Kanunlarının 282. maddesi bu duruma örnektir.
İlgili maddenin tercümesi şöyledir;
‘‘Eğer köle efendisine “sen benim sahibim değilsin” derse, sahibi kendisinin kölesi
olduğunu ona ispat edecek ve sahibi onun (kölenin) kulağını kesecektir’’ (Roth, 1997: 132;
Bottéro,1987:182).

1. Eski Anadolu Hukukunda Kölelere Verilen Cezalar
M.Ö. 2. binyılda Anadolu’nun ilk siyasi birliğini kurmaya çalışan Hititlerin kendilerine
özgü kanunlar meydana getirdikleri görülmektedir5. Bu kanunlarla toplum düzenini sağlamaya
çalışan Hititlerin kanunlarının ilk defa kim tarafından yazıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Fakat
krallar bu kanunlara çok defa “eskiden” bu ceza yürürlükte iken “şimdi” kral bir başkasını emretti
şeklinde değişen ihtiyaçlara göre kanunları yenilemekten çekinmemişlerdir (Gurney, 2001: 79,80).
Hitit Kanunları yoğun bir şekilde Mezopotamya’nın yasa koyma anlayışından farklı noktalar
taşımakla birlikte6 Ön Asya hukuk anlayışından çok farklı değildir (Parmaksızoğlu ve Çağlayan,
1976: 132). Hitit kanunlarında da Sümer ve Akad kanunlarında olduğu gibi zarar ziyanın
karşılanması için maddi cezaların tatbik edildiği görülmektedir. Ancak bu yüzeysel bir benzerliktir.
Zira Babil yasalarında var olan kısasa kısas esası ve Asur yasalarında sık rastlanan bedeni
sakatlamaya yönelik cezalar Hitit yasalarında seyrek olarak görülmektedir (Klock-Fontanille, 2005:103).

Hititler her sefer dönüşünde düşman memleketlerinden ganimet olarak köle getirdikleri
için, köleler toplumda nüfusun önemli bir bölümünü köleler oluşturmuşlardır. Ülkeye getirilen bu
kişiler orduda, tapınakta, tarım işlerinde ve başka alanlarda hizmet etmekteydiler. Köleler bir mal
gibi alınıp satılmaktaydı. Yasalar önünde bazı haklara sahiplerdi. İşledikleri suçlarda maddi açıdan
özgür bir adamın ödediğinin yarısını öderlerdi (Atakuman vd., 2006: 123,124).
Mezopotamya kanunlarında olduğu gibi Hitit kanunlarına göre de kölenin kaçması suçtur.
Ancak kanunlarda kaçak köle için herhangi bir ceza bildirilmemektedir. Bu da cezanın efendi
tarafından tayin edildiğini düşündürmektedir. Yani kanunlar kölenin hayatını diğer şahıslara karşı
korurken efendiye de köle üzerinde sınırsız haklar tanımaktadır (Alp, 1947: 478). Bununla birlikte
kaçan köleyi yakalayan kişi ile ilgili kanunlarda maddeler yer almaktadır. Kölenin yakalandığı
mesafe de önemlidir. Kaçak köleyi yakında yakalayan kişi onun ayakkabısını alırken uzak bir yerde
yakaladığında 2 šeqel gümüş, daha uzakta yakalarsa 3 šeqel gümüş almaktadır. Mesafe ne kadar
uzarsa köleyi getiren kişiye ödenen bedel de ona paralel olarak artmaktadır. Hitit kanunlarının 22.
maddesinde bu durum ifade edilmektedir.
“Eğer bir köle kaçarsa ve biri onu geri getirirse, eğer yakınlarda onu yakalarsa, o zaman
ona ayakkabı versin, eğer nehrin bu tarafında onu yakalarsa 2 šeqel gümüş versin, eğer nehrin
ötesinde onu yakalarsa o zaman o ona 3 šeqel gümüş versin” (Imparati, 1992: 47; Hoffner,1997:32).

Eski Mezopotamya toplumlarında olduğu gibi Hitit toplumunda da hırsızlık suçtur. Bu
suçun işlenmesi kanunlarla engellenmeye çalışılmıştır. Hitit Kanunları’nda da suça karşı verilen
ceza kişinin statüsüne göre değişirken burada diğer kanunlardan daha farklı bir uygulama dikkati
çekmektedir. Hitit Kanunları’nda hırsızlık yapması durumunda özgür insanın ödediği bedel bir
kölenin cezasının iki katıdır. Hırsızlığın suç olduğu kanunlarda bir kişi bir evin eşiğinde
yakalandığında tam olarak hırsız sayılmamaktadır. Çünkü eylem henüz gerçekleşmemiştir. Fakat
yine de bu bir teşebbüs olduğu için kanunda cezası vardır. Eşikte yakalanan özgür kişi 12 šeqel
gümüş öderken aynı şekilde yakalanan bir köle 6 šeqel gümüş ödemektedir. Kanunun 95.
maddesinde bu duruma açıklık getirilmektedir.
Maddenin tercümesi ise şöyledir;
Madde 95
“Eğer bir köle bir ev<de> hırsızlık yaparsa, bütünüyle tam <değerini> versin, hırsızlık için
ceza olarak 6 šeqel gümüş versin ve kölenin burnu <ve> kulakları kes<ilsin> ve geriye sahibine
verilsin. Eğer çok çalarsa ona çok yükümlülük bağlansın, eğer az çalarsa ona az yükümlülük
bağlansın; Onun için <ben> tazmin ediyorum; o zaman tazmin etsin, ama eğer reddederse, o zaman
işte o köleyi öteye iter” (İmparati, 1992: 95).

Hırsızlığın gerçekleşmesi durumunda suça karşılık, özgür insanla köleye verilen maddi
ceza belirtildikten sonra hırsızlığı yapan köleye birde organ sakatlama cezası verildiği
vurgulanmaktadır. Köle çaldığı malları iade ettiği gibi ev sahibi ona burun ve kulaklarının
kesilmesi gibi bedeni sakatlamaya yönelik cezalar verebilmektedir. Kölenin efendisi eğer isterse
suçun bedelini ödeyerek kölesini kurtarabilmektedir (Dinçol, 1982: 93). Yine Hitit Kanunları’nın
97. maddesinde hububat çalan bir köle çalınan buğdayın miktarına bakılmaksızın ambarı buğdayla
doldurmak ve 6 šeqel gümüş ödemek mecburiyetinde olduğu belirtilmektedir.
Maddenin tercümesi ise şöyledir;
“Eğer bir köle bir ambar<da> hırsızlık yaparsa ve ambarın [buğdayını bulurs]a, ambarı
buğdayla doldursun ve 6 šeqel gümüş versin ve <böylece suçu> evinden uzaklaştırır” (İmparati,
1992: 97).
Görüldüğü gibi köleye verilen ceza özgür bir insanın ödediği cezanın yarısı kadardır. Bu da
kölenin statüsünden ve ekonomik durumundan kaynaklanmaktadır. Hitit kanunları Mezopotamya
kanunlarının etkisinde kalmış olsa da kendine has özellikler taşımaktadır. Bununla birlikte kısasa
kısas esasına dayanan Mezopotamya’nın Sami toplumlarının kanunlarına göre daha insancıldır.

Sonuç
Mezopotamya’daki Sümerliler tarafından M.Ö. 3200 yıllarından çivi yazısı sisteminin icat
edilmesiyle birlikte toplumun düzenini sağlayan örf ve adet kuralları belirli kalıplar haline
getirilmek suretiyle yazıyla tespit edilmişlerdir. Böylece günümüze kadar yansıyan yazılı hukuk
kuralları ortaya çıkmıştır. Toplumun sosyal ve ekonomik yapısının sağlıklı işlemesi için elzem olan
bu hukuki normlara, dönemin ekonomik faaliyetlerinin yürütülmesi açısından son derece yararlı
olan kölelik müessesinin sürekliliğini sağlamak için de belirli maddeler konulmuştur. Kölelerin
toplum ve hukuk nazarındaki statülerinin yansımasını sağlayan söz konusu kurallar, aynı zamanda
toplumun en alt sınıfını teşkil eden ve efendisinin ya da saray veya tapınağın malı konumunda olan
bu insanların bazı davranışlarının hukuk açısından suç olduğunu kabul ederek bunlara belirli
yaptırımlar getiren kanun maddesi koymuşlardır. Sümerlilerle başlayan bu hukuk geleneği
Mezopotamya’nın daha sonraki sakinleri olan Akad, Babil ve Asur toplumlarında ve ayrıca
Anadolu’daki Hititlerde de devam etmiştir. Hepsi de çivi yazısı sistemini kullanan bu toplumların
kanunları incelenerek, burada kölelerin hangi tür davranışlarının suç kabul edildiği ve söz konusu
suça karşı verilen cezai müeyyideler ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ayrıca çalışmanın
bütünlüğünün sağlanması ve anlaşılır olması için kanun metinlerindeki ilgili kısımlar, kanunların
yazıldıkları dönem dikkate alınarak kronolojik sıra ile verilmiştir. Özetle Eski Mezopotamya
toplumları ile Anadolu’daki Hitit toplumunun kanunlarına göre, kölenin evden kaçması, kadın
kölenin efendisinden habersiz başını örtmesi, kölenin hırsızlık yapması ve kölenin efendisine karşı
gelmesi suç kabul edilmekte ve buna karşılık belirli miktarda ceza verilmektedir. Yine kanun
maddelerinden görüldüğü kadarıyla cezalar çoğunlukla organ sakatlama şeklindedir.

Turkish Studies – International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/7 Summer 2013, p. 283-292.

NOTLAR

** Doç. Dr. Pamukkale Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü öğretim üyesi, El-mek: ykilic@pau.edu.tr
*** Öğr. Gör. Nevşehir Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, El-mek: suzan.akkus@nevsehir.edu.tr

1 Ayrıntılı Bilgi İçin Bakınız: Bilgiç, 1963.

2 M.Ö. II. Binyılın ikinci yarısına tarihlenen Orta Asur Kanunları 14 tablet halinde bulunmuştur. Koleksiyonun en iyi
korunmuş A tableti 59 maddelik olup, kadınların hak ve görevleriyle ilgili konuları içermektedir. Diğer tabletler ise
toprak mülkiyeti, gayrimenkul hukuku, köleler ve borçlar gibi çeşitli konularda maddeler içermektedir (Dinçol, 2003: 9).

3 İsin Sülalesi’nin V. kralı Lipit-İštar Sami kökenli olmasına rağmen reformlarını Sümerce yazdırmıştır.1947 yılında R.
Steel tarafından bulunan yasalar önsöz, sonsöz ve kanun maddeleri olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Bu yasa
maddeleri tekne kiralanması, gayrimenkul, köleler, vergi borçları, miras, evlilik gibi çeşitli konular içermektedir (
Kramer, 2002: 122,123; Bahar, 2011: 79)
4 Eski Babilce yazılan yasalar 2,25 m. yüksekliğinde bazalt bir dikme taşa sütun halinde kazınmıştır. bir prolog, bir epilog ve 282 maddeden oluşan metnin gerçek anlamda bir yasa derlemesi olmadığı açıktır. Burada hükümlerin yerine getirilmesi, mahkeme sistemi ve yargıçlardan söz edilemez. Hammurabi Yasalarının Sümer Yasalarından farklı olarak kısasa kısas esasına dayanmakta ve daha ağır hükümler içermektedir (Oates, 2004: 78,79).

5 1906-1907 yıllarında Boğazköy’de yapılan kazılar neticesinde bulunan metinler, iki diziden oluşur. Birinci dize “eğer
bir kimse” ikinci dizi “eğer bir bağ” ibaresiyle başlamaktadır (Klock-Fontanille, 2005: 97).
6 Geniş Bilgi İçin Bkz. Akurgal, 1998.

KAYNAKÇA
AKURGAL, E. (1998), Anadolu Kültür Tarihi, Tübitak Yayınları, Ankara.
ALP, S. (1947), Hitit Kanunları Hakkında, D.T.C.F. Dergisi, V/5’ten Ayrıbasım, T.T.K., Ankara.
ATAKUMAN, Ç., Erdemir, T., Erdem, D., Koç, İ. (2006), Hititler, ODTÜ Yayıncılık, Ankara.
BAHAR, H. (2011), Eskiçağ Uygarlıkları, Kömen Yayınları, Konya.
BAYRAM, S.- Çeçen S. (1997), Yeni Belgeler Işığında Eski Anadolu’da Kölelik Müessesesi,
Belleten, C.LX, S.229, Ankara 1997, s.579-630.
BİLGİÇ, E. (1963), Eski Mezopotamya Kavimlerinde Kanun Anlayışı ve An’anesi, D.T.C.F.
Dergisi, XXI, 3–4, Ankara.
BOTTÉRO, J. (1987), Mezopotamya Yazı Akıl ve Tanrılar, Dost Kitabevi, Ankara.
BOZKURT, G. (1981), Eski Hukuk Sistemlerinde Kölelik, Ankara ÜniversitesiHukuk Fakültesi
Dergisi, XXXVIII, 1-4, Ankara.
BRİANS, P. (1915), TheCode of Hammurabi(18. th. Century B.C.E.), Washington.
DİNÇOL, B. (2003), Eski Ön Asya Toplumlarında Suç Kavramı ve Ceza, Türk Eskiçağ Bilimleri
Enstitüsü Yayınları, İstanbul.
DİNÇOL, A. M. (1982), Hitit Yasalarının Ana Çizgileri Ve Eski Ön Asya Hukuku İle İletişimi,
Anadolu Uygarlıkları Genel Anadolu Tarihi Ansiklopedisi 1, Görsel Yayınları, İstanbul.
GURNEY, O. R. (2001), Hititler, Çev. Pınar Arpaçay, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara, 1. Baskı.
HOFFNER, H.A. (1997). TheLaws of theHittites, Leiden.
İMPARATTİ, F. (1992), Hitit Yasaları, Çev. Erendiz Özbayoğlu, İtalyan Kültür Heyeti, Ankara.
KINAL, F. (1983), Eski Mezopotamya Tarihi, D.T.C.F. Dergisi Yayınları, Ankara.
KLOCK-FONTANİLLE, I. (2005), Hititler, Çev: Nuriye Yiğitler, Dost Kitabevi, Ankara.
KÖROĞLU, K. (2010), Eski Mezopotamya Tarihi Başlangıcından Perslere Kadar, 5. Baskı,
İletişim Yayınları, İstanbul.
KRAMER, S. N. (2002), SümerlerTarihleri, Kültürleri ve Karekterleri, Çev: Özcan Buze, Kabalcı
Yayınları, İstanbul.
LENGELLE, M. (1993), Kölelik, Çev. Emine Su, İletişim Yayınları, Paris.
OATES, J. (2004), Babil,Çev: Fatma Çizmeli, Arkadaş Yayınları, Ankara.
292 Yusuf KILIÇ- Suzan AKKUŞ MUTLU
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 8/7 Summer 2013
PARMAKSIZOĞLU, İ. –Çağlayan, Y. (1976), Genel Tarih I Eskiçağlar ve Türk Tarihinin İlk
Dönemleri, Ankara.
PRİTCHARD, J.B. (1973), The Ancient Near East, Vol. I, Printed in the USA.
ROTH, M. (1997), LawCollectionsFromMsopotamiaandAsiaMinor, Atlanta.
TOSUN, M. ve Yalvaç, K. (2002), Sumer, Babil, Asur Kanunları ve Ammi-saduqaFermanı, 3.
Baskı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara.

AYRICA BAKIN

SULTAN HIDIR

SULTAN HIDIR EFSANESİ

Efsanenin geçtiği yer Dersime bağlı Pertek ilçesinin Dorutay (Zeve) köyüdür. Sultan Hıdır bu köyde yaşayan …

error: LÜTFEN KOPYALAMAYIN OKUYUN!