diljen ronî

Diljen Ronî: ”Biz eleştirmekten korkan, çekinen insanlar hâline geldik.”

Kürt müziğinin önemli seslerinden biri olan Diljen Ronî’yle Bernamegeh Editörü olarak çok güzel ve farklı bir röportaj yaptık. Eminim sizde yargılamadan ama sorgulayarak bu düşünce ve duygu dolu röportaja kendi pencerenizden cevaplar vereceksiniz.

Röportaj: Mihemed Keskin

1-Biz sizi tanıyoruz ama okuyucularımızın sizi daha yakından tanıyabilmesi için biraz kendinizden kısaca bahsedebilir misiniz?

1981 Cizre doğumluyum. Tıp fakültesini bitirdikten sonra Cizre ve İstanbul’da görev yaptım. Eğitim hayatım boyunca yanı sıra müzikle de ilgilendim. Yaptığım çalışmaları 2008 yılında hazırladiğım bir albümle paylaştım. Böylece profesyonel müzik hayatım da başlamış oldu. Hala doktor olarak çalıştığım için elimden geldiği kadarıyla müzik çalışmalarına da zaman ayırmaya çalışıyorum. 

2-Müziğe nasıl başladınız ve müzik hayatınızı nasıl etkiledi?

Az önce de bahsettiğim gibi tüm eğitim hayatım boyunca bir taraftan da müzikle ilgilendim. Çocukluğumda hobiydi tabii ki ama enstrüman çalıp beste yapmaya başlayınca durum başka bir boyut kazandı. Ilk albümü çıkardıktan sonra artık müzikten de kopamayacağımı tamamen anladım. Müzik yolculuğum da böyle başladı işte. 

3-Bize biraz geçmişten bugüne yaptığınız müzikal çalışmalardan bahsedebilir misiniz?

Tabii ki.  İlk albümüm Çend Gotinên Evînê’ yi 2008 yılında çıkardım. Geleneksel doku ve modern altyapı ile harmanladığım bir albümdü.

Ardından “Du demsal” albümünü 2012 yılında çıkardım. O albümde de ilk albümdeki tarzı sürdürmeye çalıştım. 

Sonra 2017 de Çile – Klasîkên Kurdî albümünü çıkardım.

Sonra da 2018 de Xewna Derew albümünü çıkardım. Bazı solo çalışmaları da oldu tabiki.

4-Biliyorsunuz dünyada yaşanan ve doğal olarak çalışanları olumsuz etkileyen bir Pandemi süreci yaşandı. Siz bir müzisyen olarak bu Pandemi sürecinden sosyal ve ekonomik olarak nasıl etkilendiniz?

Şimdi ben bu soruyu iki yönlü cevaplamak zorundayım. Çünkü bir taraftan pandemi ile mücadelede eden bir meslek topluluğunun parçasıydım. Bir taraftan insanları tedavi ederken yaşadıkları sıkıntılara, hayatını kaybedenlere şahit olup diğer taraftan eğlence ve etkinliklerin devam etmesini istemek haksızlık olurdu. Hayatın bir süre durdurulması benim için de doğru bir karardı. Çünkü önemli olan toplum sağlığı. Ancak devleti yönetenler “sizi eve kapattım, hayatı durdurdum ama başınızın çaresine siz bakacaksınız” diyemez. Bu süreçte devlet desteği almayan pek çok meslek vardı ama özelikle iki meslek grubu hiçbir yerden destek alamadı;  müzisyenler ve tiyatro oyuncuları. Bu insanlar etkinlik başına ücret alan, hayatını günlük kazanarak sürdüren insanlar. Durum böyle olunca onları eve kapatıp kendi hallerine bırakmak “ağaç kökü yiyin” demek olur. Ki birçok müzisyen arkadaşımızın yaşadığı maddi zorlukları kaldıramadığı için psikolojik sorunlar yaşadığını, yine birçok arkadaşımızın intihar ettiğini üzülerek öğrendik. Önü arkası düşünülmeden, hiçbir hazırlık yapılmadan yokluğa mahkum edildi bu insanlar. Ve onları yaşatmak devletin sorumluluğundaydı. Bunun gereğini de yerine getiremediler maalesef. Şahsi olarak ekonomik yıkım yaşamadım ama benim şansım aynı zamanda doktor olmamdı. Yoksa muhtemelen aynı sıkıntıları yaşayacaktım.

5- Eskiden Kürtler zor ve baskı yöntemleriyle asimile edilmeye çalışılırdı. Bugün artık Kürtler gönüllü olarak asimile oluyorlar. En ücra Kürt köyünde bile Türkçe egemen hale geliyor. Herkesin gördüğü ama kimsenin itiraf edemediği bu durumda siz Kürtlerin payını nasıl açıklıyorsunuz. Meşrulaştırıcı demogojik bahane ve gerekçelerden öte sizce Kürtler neden dillerine sahip çıkmıyorlar? Acaba Kürtler Milli duygulara sahip değiller mi?

– Böyle bir yorumun haksızlık olduğunu düşünüyorum. Çünkü dil dediğimiz şey hayatı düzenleyen, sosyal hayatın devamlılığını sağlayan bir araç. Ülkedeki en yaygın iletişim dili Türkçe iken insanların Türkçe konuşmasını gönüllü asimilasyon gibi düşünmek haksızlık olur bence. Çünkü eskiden kapalı bir toplumduk, okuyan, memur olan, ticaret yapan insanımız azdı. Topraktan beslenen insanlardık. Ama artık ülkenin her bölgesinde eğitim gören öğrencilerimiz var. Farklı şehirlere memur olarak atanıyorlar, farklı bölgelerde ticaret yapıyorlar. Durum böyle olunca sosyal hayatın içindeki dili kullanıyorsunuz. Gündelik hayatında iletişim dili olarak Türkçe konuşan ama Gazete Duvar’da Kürtçe yazılar yazan, Kürtçe şarkılar besteleyen biri olarak söylüyorum bunu. Halkımız dilini gerekli ortam olmasına rağmen kullanmamayı tercih ediyor değil. Bugün eğitim dili olsa, bugün resmi kurumlarda konuşulacak ortam oluşsa herkesin kendi ana dilini tercih edeceğine inanıyorum. Çünkü dediğiniz gibi olsa, halkımız dilleri konusunda ısrarcı ve mücadeleci olmasa Kürtçe şu an ölmüş bir dil olurdu. Bunca yasağa rağmen yok olmamışsa bu halkın inadı sebebiyledir.

6- Bugün hangi siyasal harekete ya da kitle örgütüne yönünüzü çevirseniz her birinin temel isteği “demokrasi ve demokratikleşme”. Fakat demokrasi isteyen çevrelerin hiçbirinde demokratik kültür ve anlayış yok. Yaptıkları seçimler tepeden antidemokratik, kurum işleyişleri de tepeden ve antidemokratik. Farklı fikre ve anlayışlara tahammülleri yok. Kısacası A’dan Z’ye antidemokratikler. Maalesef aynı durum biz Kürtler için de geçerli. Hep demokrasi isteyen ama kendi içinde demokrasiye yer vermeyen, ihtiyaç duymayan bir anlayış var. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz.

-Sizin gibi düşünüyorum. Siyaset galiba biz seçmenlerin algıladığından, beklentilerinden başka bir şey. Galiba hepsinin başka bir ajandası var ve bunu gözlerden kaçırmak için de bizi avutacak süslü cümleleri. Bazen, bazı şeylerin neden yapıldığını anlamakta zorluk yaşıyoruz. Bazen olayların nasıl şekillendiğini, kişilerin nasıl seçildiğini anlayamıyoruz. Dediğiniz gibi bu, bütün siyasi hareketlerde var olan bir sorun. Bu nasıl çözülür derseniz ancak seçmenin baskısı ile çözülür. Bunun düzelmesi bir kere liyakatli, demokratik bir örgüt yapısı beklemek, işleyişin şeffaf olmasını talep etmekle mümkün. Seçmen olarak bu konuda ısrarcı olmamız lazım. Ama siyasete atılanların da bu yapıya boyun eğmek yerine cesur ve talepkar olması gerekir. 

7- Birçok çevre düşünce özgürlüğünün gerekli olduğunu belirtiyor ve farklı olanı koruyacağını iddia ediyor. Fakat kendilerine yönelik en ufak bir eleştiride sizi ‘’yeryüzünün lanetlisi’’  ilan edebiliyorlar.  Bir yandan demokratik davranacaklarını beyan ederken diğer yandan sorgulamamanızı ve itaatkar olmanızı istiyorlar. Siz bu paradoksu nasıl açıklıyorsunuz?

-Aslında bu soru az önceki sorunuzla bağlantılı. Biz eleştirmekten korkan, çekinen insanlar hâline geldik. Bunda hem sosyal medyanın hem de o her çevrenin radikal destekleyicilerinin etkisi var. Bugün iyi niyetli bir eleştiri yapsan eleştirdiğin kesim tarafından hemen hain ilan ediliyorsun. İnsanları hain ilan etmenin, insanı harcamanın çok kolay olduğu bir dönemi yaşıyoruz maalesef. Bir cümlesiyle üstünü çiziyoruz insanların. Ama dedigim gibi o çevrenin ileri gelenleri ve o yapıya dahil olanlar yapının kendisine biat etmek yerine cesur olmalı. Var olana boyun eğen insanların olması değişim getirmez. Yoksa A gitmiş, yerine B’yi getirmişler ne fark eder ki. 

8-Son yapılan araştırmalara göre sosyal medyada kalma süreleri patolojik düzeyde. Özel hayatın her detayının fütursuzca sergilendiği özsaygının ve mahremiyetin yok olduğu bir dönemdeyiz. Siz sosyal medya gerçeğini nasıl değerlendiriyorsunuz. Sizce sosyal medyayı ölçülü ve doğru kullanabiliyor muyuz?

-Sosyal medyanın insanlara ulaşmak için gerekli olduğuna inanıyorum. Bugün duygudaşlık yapmak için de, kitlesel iletişim için de çok önemli. Ne kadar sağlıklı kullanıyoruz onu bilemiyorum. Ama sosyal medyayi yoğun kullanan insanların bir kısmı maddi kazanç için kullanıyorken diğer kısmı ise yalnızlıktan kullanıyor. Sanal bir kalabalık içinde  yaşadığımızı hissediyoruz belki de. Bence çoğumuz çok yalnız ve mutsuzuz.

9-Eskiden albüm yapmak çok külfetli bir işti. Süreçleri yorucu ve karmaşıktı. Eğer arkanızda sosyal, siyasal ve ekonomik güç odakları yoksa tanınmak bilinmek, kendini ifade etmek çok zordu. Bugün bu durum değişmiş görünüyor. Bir single ya da kliple öne çıkıp ciddi bir dinleyici kitlesine ulaşabiliyorsunuz. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz artıları ve eksileriyle.

-Yine öyle olduğunu düşünüyorum. Bazi istisnalar var tabii ki, şansı yağver gidenler oluyor. Ama yine de belli bir çevreye sahip olanlar reklam yapma ve insanlara ulaşma konusunda daha rahat. Ama kaliteli işler de her zaman kendi kitlesini bulur; er ya da geç.

10-Biliyorsunuz biz Kürtlerin toplumsal hafızası çok zayıf, her şeyi çabuk unutuyoruz. Koçgiri, Dersim katliamları yaşandı, Cumhuriyet dönemi ve sonrasında Kürtlere yönelik ciddi katliamlar yaşandı. Ama bu gerçeklik bugün belli günlere indirgenmiş ve herkesin “ben de unutmadım, hatırladım”, bir iki sosyal medya yazısıyla paylaştığı Ormanlar günü gibi bir etkinliğe dönüştürülmüş durumda. Sizce biz neden bu kadar düne, tarihine, yaşananlara duyarsız ve yabancı bir toplumuz?

-3 tane olay yaşamışız gibi konuşuyorsunuz. Bu toplum o kadar çok acı gördü, o kadar çok acıyla yoğruldu ki hangi birini hatırlasın. Ayrıca tüm o paylaşımların gerçek duyguyla yapıldığına inanıyorum. Size sıradan gelmesinin nedeninin şu olduğunu düşünüyorum: Olayı yaşayanlar, tanık olanlar, etkilenenler ve sonradan öğrenenlerin duygusu farklı olur. Siz herkes tarafından içselleştirilmiş acı görmek istiyorsunuz ama jenerasyon değişiyor. Sadece toplumsal acılardan beslenen nesiller görmek istiyoruz halbuki tüm toplumlarda gençlik değişimin habercisi. Gençler geçmis değil daha gelecek odaklı bakıyor hayata. Ki yine de en politik gençlik, en politik seçmen bizde. Geçmişinden, tarihinden kopmuş değil bu insanlar. Belki sadece yorulmuş olabilirler.

11- Sizin çok sevdiğiniz, ruhunuzda yankılanan bir şarkı yada türkü var mıdır? Müzikal yaşamınızda sizi etkileyen sanatçılar kimlerdir?

Ciwan Haco cok etkilemiştir beni. Min navê xwe kola eserî favorimdir. Ayni zamanda Miradê Kinê, Mihemed Arif Cizîrî ve Mihemed Şêxo.

12-Bir zamanlar seslendirdiğiniz  Nesrin şarkısı bütün gençlerin dilindeydi. Bu şarkının bir hikayesi var mı?

Bu şarkıyı hikayesi bir gece Cizre’de kendi evimde arkadaşlarıma okudum bu eserî arkadaşlarım çok etkilendi ve mutlaka yayInlamam gerektiğini söylediler. Ondan sonra bir ev kaydi amatör bir şekilde yaptik. Öyle gelişti. Harika bir Ciwan Haco şarkısı…

13-Sizce Kürtçe müzik yapmanın zorlukları nelerdir? Ne tür sorunlarla karşı karşıya kalıyorsunuz?

-En büyük eksiğimiz televizyon sanırım. Hala birinci sıradaki kitle iletişim aracı televizyon. Sosyal medya ağlarını kullananlara ulaşsak da bundan uzak olanlara ulaşma sıkıntısı yaşıyoruz. Ayrıca konser yapmak, konser mekanı bulmak, teknoloji eksikliği gibi temel sorunlarımız da var.

14-Mutlaka hayranlarınız merak ediyordur. Yakında yeni bir çalışmanız var mı?

-Evet, beste çalışmaları aşamasındayım. Daha çok başındayım yani.

15- Müzikten toplumsal sorunlara çok güzel bir sohbet oldu. Teşekkürler. Son olarak okuyucularımıza neler demek istersiniz.

-Herkese sevgilerimi gönderiyorum. Benim için de hoş bir sohbet oldu. Teşekkür ederim. 

Bernamegeh Türkçe

AYRICA BAKIN

Militarizmin potansiyel zararları nelerdir?

Militarizmin potansiyel zararları, toplumsal, ekonomik, politik ve uluslararası düzeylerde çeşitli olumsuz etkilere neden olabilir. İşte …

error: LÜTFEN KOPYALAMAYIN OKUYUN!