ALİ HARİRİ

ELÎ HERÎRÎ’NİN HAYATI – (ALİ HARİRİ)

Elî Herîri, Şemdinli ilçesine bağlı Herîr köyünde dünyaya gelir. Bazı kaynaklarda Erbil kentine bağlı Herîr kasabasında doğduğu da yazılır. Kürtçe kaleme alınan bir Divan’ının olduğu biliniyor. Ancak bu divanın tümü araştırmacıların elinde mevcut değildir. İlk kez 1887 yılında Albert Socin, Herîrî’nin bir şiirine eserinde yer vermiştir. Sadiq Bahadîn ise 1980 yılında yayınladığı “Hozanêt Kurd / Kürt Şairleri” adlı eserinde Herîrî’ye ait bir divandan söz ederek bu divandaki birkaç şiire kitabında yer vermiştir. Ayrıca Margarita Borisavna Rudenko’dan da biliyoruz ki Elî Herîrî’nin el yazmalarından bir kısmı eski Leningrad’da (bugünkü adıyla St. Petersburg’ta) bulunan Şaltikov-Şçedrin Kütüphanesi’ndedir. Şiirlerinde Eliyo ve Şêx Elî mahlaslarını da kullanır. Elî Herîrî ilk şiirlerini Kürtçenin Kurmanci lehçesi ile yazmıştır.

HAYATI

İslamiyet sonrası Kurmanci lehçesiyle yazan, ilk şair Şeyh Elî Heriri’dir.

 Miladi 1010 tarihinde Herir köyünde dünyaya gelmiştir. Herir Köyünün Soran bölgesinde olduğunu belirten rivayetler vardır. Fakat Aleksander Jaba Herîr köyünün Şemdinan bölgesinde olduğunu söyler. Hakkari’ye bağlı olduğunu söyleyenler de vardır.Şeyh Elî Heriri’nin 1070 yılında vefat ettiği söylenmektedir.

Ali el-Harîrî, küçük yaşta ilim öğrenmek için Şam’a gitti. Babasının vefâtı üzerine amcasının himâyesinde yetişti. Geçimini temin etmek için, amcasından meslek öğrendi. Şeyh Ebû Ali Mağribî’nin sohbetlerinde bulunarak, kemâle geldi.Ali el-Harîrî, derecesi yüksek, hâl ve kerâmet sâhibi, cesûr, vekarlı bir zât idi.Şiirleri halkımız arasında gece okunurdu. Dinleyenler üzerinde büyük etki bırakırdı. Birisinin güzel şiir okuyuşundan bahsedilip övülmek istendiğinde, “Eli Heriri’nin tadındadır” denirdi. şiirleri akla gelirdi.Eli Heriri, Ozanlığında olduğu kadar bilge yönüde vardı. Halk arasında biri tahsilini iyi yapmadığı vakit “Okudu da sanki Eli Heriri oldu” şeklinde eleştiriliyordu. Özcesi Eli Heriri büyük bir adam, olgun bir alim ve Herir de, bilginin diyarıydı. O şehirde Eli Heriri’den başka bir çok alim ve bilgin çıkmıştır. Özellikle Eli Heriri’nin oğlu Şeyh Ahmed.

Moğol istilâsı sırasında bir grup Moğol askeri Şam civârına gelmişti.Askerler, Büsr civarında çok zulüm ve eziyet yaptılar. Bu durum üzerine Ebü’l-Hasan el-Harîrî, talebelerinden birine;“Gel seninle bu zâlimlere gidelim!” dedi. O talebe çok korktu ve;”Efendim, onlar bize zarar verirler. Biz yalnızız ve bir şey dememiz halinde, etrafa daha çok zarar verirler.” dedi. Ebü’l-Hasan el-Harîrî:

“Kalk gidiyoruz. Bakalım Allahü teâlâ ne gösterecek!” buyurarak, bineğine bindi. Talebesiyle çadırlarının kurulu olduğu yere gitti. Onlar Ali el-Harîrî’yi tanımadıkları hâlde, Sultanları karşıladıkları gibi, karşıladılar. Ali el-Harîrî, heybet ve şiddetle onların karşılarına geçip, yaptıkları zulme son vermelerini, iyi kimseler olmalarını nasîhat etti ve her kelimeyi söylerken, elindeki asâsını yere vurarak tenbihte bulundu. Reisleri bu sözler karşısında bir şey diyemedi. Başını önüne eğdi. Daha sonra adamlarını alıp o bölgeden uzaklaşıp gitti.

Talebelerinden biri, Ali el-Harîrî hazretlerine gelip, hacca gitmek istediğini bildirdi ve izin istedi. Ali el-Harîrî ona küçük bir çanta verdi ve içinden ihtiyaç mikdârı kadar para harcamasını, geri kalanı iâde etmesini tenbih etti. O zât çantayı açtığında bir dirhem (gümüş para) olduğunu gördü ve bunun az olması sebebi ile üzüldü, hattâ geri vermek istedi. O anda Ali el-Harîrî’nin mânevî hâli kendisini kapladı ve bunda bir hayır var diyerek o parayı harcadı. Çantayı tekrar açtığında, bir dirhem daha gördü. Böylece, yol boyunca bütün ihtiyaçlarını karşıladı. Döndüğü zaman çantayı hocasına iâde etti ve bunun hocasına âit bir kerâmet olduğunu anladı.

Büyük âlim Takıyyüddîn bin Salâh ile Ebü’l-Hasan el-Harîrî hazretleri bir yerde bir araya geldiler. Ali el-Harîrî;

“Misâfirimize bir şey ikrâm etmemiz îcâb eder.” dedi. O anda oradan bir koyun sürüsü geçmeye başladı. Talebelerinden birine;

“Git, yüz dirhem kıymetinde olan şu vasıftaki koyunu al getir!” buyurdu. Orada bulunan Takıyyüddîn bin Salâh;

“Her hâlde Şeyh Ali beni imtihân etmek ister. Bu koyunun etini yemeyeceğim.” diye içinden geçirdi. Daha sonra sofra kuruldu. O esnâda dışarıdan birisi geldi ve;

“Bugün buradan bir koyun sürüsü geçti mi?” diye sordu. Oradakiler;

“Niye soruyorsun?” dediklerinde, “O sürüde yüz dirhem kıymetinde bir koyunum vardı. Vasıfları şöyle şöyle idi. Ben onu Ali Harîrî hazretlerine ve sevdiklerine nezretmiştim.” dedi. Oradakiler;

“Evet bahsettiğin vasıftaki koyun, şu sofradaki koyundur.” dediler. O kişi de;

“Elhamdülillah koyun sâhibini bulmuş!” dedi. O zaman Ali el-Harîrî, Takıyyüddîn bin Salâh’a nazar etti ve;

“Kişi dâimâ hüsn-i zanda bulunmalıdır.” dedi. Takıyyüddîn bin Salâh; “Tövbeler olsun, tövbeler olsun!” deyip af diledi.”

Eğer Eli Heriri hakkında iyi bir araştırma ve inceleme yapılırsa, bir çok şey karanlıktan aydınlığa çıkacak, ilginç bulgularla karşılaşılacaktır. Memleketin ve dönemin durumu aydınlanacaktır.Şiirlerinde Elî (Ali), Eliyo veya Şêx Elî ismiyle karşımıza çıkmıştır. Bizim elimizdeki şiirlerinde, her bir şiirinde bu üç isimden birini kullanmıştır. Bu güne kadar bize ulaşan şiirleri incelediğimizde, kaideli şiirlerin ona ait olduğunu görürüz. Şüphesiz Eli Heriri, bilgin bir şahsiyet olarak Kürt toplumunu tahlil etmiştir.

Eli Heriri’nin ismini ilk olarak yazılı kaynaklarda Şêx Ehmedê Xani’nîn Mem U Zin’inde görüyoruz.

Aleksander Jaba Kürt şairlerinin ilkinin Eli Heriri olduğunu belirtir. Zira divan ve şiirlerinin Kürdistan’da, oldukça yaygın olduğu anlatılır.

Eli Heriri’nin şiirleri kolay anlaşılıyor. Şiirleri zarif ve ahenklidir. Bir çok kişi şiirlerini ezberden bilirdi. Feqi ve hoca arasındaki diyalog toplumda genellikle konuşulur ve ondan epey bahsedilirdi.

Bugün Kürdistan’da Eli Heriri’nin adıyla bilinen divan hakkında bilgimiz yoktur. Halk arasında sözleri ve şiirleri sözlü olarak dolaşır.

ELÎ HERÎRÎ ŞİİRİ

-Aşk Ateşini Görmek İçin
Aşk ateşini görmek için
Benimle bir kez konuşun yeter
Herkes bilsin aşk halini
O hep zulmeder hileyle. .
Sarhoş oldum aşk haliyle
Hakir oldum günden güne
Yolsuz ve delilsiz kaldım
Çilekeş eder herkesi. .
Gamı yük etmeyin fazla
Gül hasretinde olanı
Gözü perçemle dolanı
Bedbaht eder alnı nurlu olanı. .
Dökülür nurlu alına zülüf
Renk verir güneşe aya
Perdeden görünmez yazma
Ardıçla yarenlik eder. .
Açar saçını bozguncuya
Koklatır ne ar ne haya
Aman, eyvah, yazık oysa
Gözler nasıl da kül eder. .
Günüme doldu o gözler
Şaraptan verdi bir kadeh
İç dedi hemen emretti
Sorhoşluğu zehir eder. .
Çevirir meyi şerbete
Bu gece esir köleyim
Vasfını söylesem yarin
Uykuya ah düşman eder.

BERNAMEGEH

UYARI: Yazıların izinsiz kopyalanması ve dağıtılması kesinlikle yasaktır. Hakkınızda yasal işlemlerin başlatılabileceğini lütfen unutmayın!

AYRICA BAKIN

ÇİVİ YAZILI HUKUKTA KÖLELERE VERİLEN CEZALAR

Yusuf KILIÇ** / Suzan AKKUŞ MUTLU*** ÖZET İnsanoğlunun yerleşik hayat düzenine geçişiyle birlikte başlayan tarımsal …

error: LÜTFEN KOPYALAMAYIN OKUYUN!