HAKKARİ BEYLERİ

HAKKARİ BEYLERİNİN TARİHİ

BERNAMEGEH / Hakkâri Beyliği  yedi asır boyunca Hakkâri bölgesinde hüküm sürmüş Hakkâri Emirlerinin iktidarını ifade etmektedir. Hakkâri bölgesi günümüz Hakkâri şehrinin sınırlarını aşan bir bölgedir. Batı’da Cizre’ye sınırı olan, doğu’da Urmiye gölüne kadar uzanan, kuzeyde Van’ı içerisine dahil eden Hakkâri Bölgesi güneyde Erbil’e kadar uzanmaktadır. Günümüzde Türkiye sınırları içerisinde Hakkâri diye bilinen şehir ise Colemêrg olarak bilinen Hakkâri Emirliği’nin, İmadiye’den sonraki ikinci merkezi görevi üstlenmiştir. Hakkâri Emirleri’nin her ne kadar hükmettikleri topraklar, tarih sürecinde değişiklik göstermiş olsa dahi günümüz Van, Şırnak, İran ve Irak sınırlarını içerisine dahil eden geniş bir bölgeye hükmettikleri bilinmektedir.

Hakkâri Beyleri

Melik İmadüddin:

Abbâsî hânedânına mensup Hakkâri Beyleri’nden Hakkâri’ye ilk olarak yerleşip, burayı merkez yapan Melik İmâdüddin’dir. Melik İmâdüddin idareyi tam manasıyla ele aldığında bölge üzerindeki İlhanlı baskıları da azalmaya başladı. Birkaç kez yapılan savaşlarda İlhanlı askeri yenilip kaçtı. Böylece beylik tam anlamıyla huzur dolu günlere kavuştu. Melik İmâdüddin günün üçte birini halkın işlerine, diğer ikisini de Hak Teâla’ya ibadetle geçirirdi. Evliyalar zümresine dâhil olduğu söylenir. Kardeşi Melik Halil ve diğer Kürt beyleri ve reisleri hep ona tabi olmuşlardı. Adalet ve ihsanı şöhret buldu. Kendisi ve evlatları için Hakkâri vilâyetini pâyitaht seçti. Bâd Kalesi’ni tamir ettirdi.

İzzeddîn Mücellâ:

Melik İmâdüddin ölünce, Kürtlerin reisleri ve beyleri toplanıp oğlu İzzeddîn Mücellâ’ya bîat ettiler. Melik İzzeddîn Mücellâ II, âlim, fazıl ve âdil bir zât olup hayır ve hasenatıyla meşhur olmuştur. 716/1315 tarihli yöre ile ilgili bir vakfiyedeki kayda göre bu tarihte Van Beyi’nin İzzeddîn Şîr bin İmâdüddin olduğu anlaşılmaktadır. Yine bu tarihte İzzeddîn Mücellâ II (Emîr İzzeddîn Şîr ibni İmâdüddin Melik Esed) yörede Vestan (Gevaş)’ı ve Van’ı da içerisine alan geniş bir toprak parçasına hâkim olduğu bilinmektedir. Ayrıca Gevaş ilçesindeki Halime Hatun kümbetinin kitabesinden İmâdüddin bin İzzedîn’in bu bölgeye hâkim olduğunu anlamaktayız. 736/1336 tarihini taşıyan bu eser Doğu Anadolu’nun en görkemli kümbetlerinden birisi olup, aynı zamanda Van Beylerinin de yöredeki hâkimiyetlerinin en belirgin bir simgesi niteliği taşımaktadır. Musa Mütevekkil Alellâh: Hakkâri beyliğinin inkırazından sonra, beyliği tekrar canlandırandır. Musa Mütevekkil Yavuz Sultan Selim’den, daha önceden cedlerine ait olan Kürdistân vilâyetlerindeki beylik emâretinin kendisine verilmesini istedi. Bu isteği Yavuz Sultan Selim Hân tarafından kabul görerek, bu vilâyetler “Fermân-ı âlî” ile ismine verildi. Akabinde çoluk-çocuğuyla beraber ecdâdlarının memleketine gitti. Bâd Kalesi altında bir mescit yaptı ve burada vefat etti.

Melik İbrahim Hân Bey:

Melik İbrahim Hân Bey, babasının vefatında Kürtlerin tahtına oturdu. Babasının binasını tamamladı. Tahtını Vestan’a (Gevaş) nakil eyledi. Babasından hiçbir surette aşağı değil idi. Adalet ve ihsanı ile bütün Kürt emîrlerini kendine âmâde etti. Zamanı emniyet ve rahatlık içinde idi. Muhaliflerini siyaset kılıcı ile terbiye ve tecziye ederdi. Melik İbrahim Hân Bey, Kanunî Sultan Süleyman’ın Irakeyn Seferine çıkmadan önce, Bitlis Emîri Şeref ve bölgedeki diğer emîrlerle beraber az zamanda büyük bir Kürt ordusu hazırlayıp, Osmanlı padişâhı Sultan Süleyman Hân’ın fermânını yerine getirdi. Osmanlı ordusu gelmeden bütün Azerbaycan’ı feth etti. Osmanlı ordusu gelince bu mühim vilâyetin fethedilmiş olduğunu gördüler. Rağbet ve hürmeti daha ziyâde arttı. Herkes ona tâbi oldu. Sultanın hususi ihsânına
nâil oldu. Padişâha mahsus kılıç verildiği gibi para basmasına fermân sadır oldu. Yanındaki reislere de hususi ve müzeyyen elbiseler verilip, taltif edildiler. Büyük bir sevinçle tahtına döndü. Pâyitahtını Çölemerik kasabasına nakletti. Aynı sene içerisinde babasının kalesini tamamladı. Her ilimde kemâl sahibi, iyilikte emsâlsiz bir zât olup “sâhib-i sikke” olarak meşhur oldu. İbrahim Hân Bey, âlimler ve dervişlerin sohbetini sever, onlara hürmet eder, ilimlerinden istifade ederdi. Satvetli bir padişâh ve derviş sıfatlı bir zât-ı mübârek olup, kerâmetleri görülmüştür. Van’ın Bahçesaray (Mûkûs) ilçesindeki Doğanyayla (Arvâs) köyünün kurulmasına da bu vesile olmuştur. Seyyid Abdülkadir-i Geylâni hazretlerinin evlâdından gelen ve Hülâgû’nun Bağdat’ı istilası sırasında Musul’a, oradan da Anadolu’ya hicret etmiş Seyyid Kâsım Bağdadî’nin torunlarından Seyyid (III.) Kâsım hazretlerinin oğlu Muhammed Kutub ile birlikte yüzyıllar boyu sürecek olan Arvâs Medresesi’nin temellerini atmışlardır.

Melik İzzeddîn Şîr Bey:

İzzeddîn Şîr Bey tahta oturduktan kısa bir zaman sonra vefât etti. Vefâtından önce Gevaş’ta Heşt Mahallesi’nde eski ve yeni taştan yapılmış bir câmi yaptırdı. “İzzeddîn Şîr Bey” denilen İzzeddîn Şîr Bey Câmii’nin on beş göz de medresesi bulunmaktadır.

Melik Esed Bey:

Melik Esed Bey, genç yaşta olup ismi ile mutabık olarak şecaâtta bir arslan idi. Kürtlerden bir cemaâtle Halîfe-i Müslimîni ziyâreti çin İstanbul’a gitti. Buradan Sultan Süleyman Hân’ın fermân-ı âlisiyle kâfirlerle gazaya gitti. Savaşta gösterdiği kahramanlıkla padişâhın takdirini kazandı. Öyle ki, Kanûnî Sultan Süleyman’ın yaşı ilerlemiş olmasına rağmen, kendisine ziyadesiyle hürmet eyledi ve “oğlum” diye hitab etti. Çok ikrâm görerek tahtına döndü. Ancak dönüş yolunda rahatsızlanmıştı ve rahatsızlığı ilerleyerek kısa bir zaman sonra vefât etti. Bugün Hakkâri’de Melik Esed adına câmi ve mezarlık bulunmaktadır. Melik Esed Mezarlığı,  Biçer Mahallesi’nde ve civarında on yedi tanesi dikili, diğerleri etrafa dağılmış yirmi beş adet mezar taşı tespit edilmiştir. Bu mezar taşları kitabeli, bitkisel ve
geometrik süslemeleriyle dikkat çekmektedir. Melik Esed adına olmasına rağmen mezar taşları kitabelerinde Melik Esed’in mezartaşına rastlanılmamıştır. Muhtemelen tahrip edilen mezar taşlarından birisi ona aittir.

Zeynel Bey:

Zâhid Bey’in vefâtında oğlu Melik Muhammed Bey, Emîrü’l-Ümerâ oldu. Bu da genç yaşta ölünce oğlu Zeynel Bey ecdâdının makamını eline aldı.Zeynel Bey, hüküm ve adalette herkesi geçti. Ömrü vakıflar ve câmiler yapmak gibi hayratla geçti. Yaptırdığı Zeynel Bey Medresesi, Hakkâri’deki en önemli mimârî yapılardandır. 16. yüzyılın ikinci yarısında yapılmış olan medrese bugün büyük ölçüde yıkılmış durumdadır. Vezir-i a’zam ve Serdâr-ı Ekrem Özdemiroğlu Osman Paşa, Tebriz seferinde 993/1585 Zeynel Bey’i ordu emrine alarak Tebriz ve havâlisinin yağma ve tahribine, asâyişin ihlâline memur ederek önden göndermiştir. Merend’de yapılan savaşta Zeynel Bey ve mâiyetinden bazı ağalar şehid olmuşlardı. Bu yüzden Merend’in ileri gelenleri Zeynel Bey’in naşını oraya gömmüşlerdir. Tebriz’in zaptından sonra naaş, Çölemerik’e nakledilerek kendi yaptırdığı medrese avlusuna gömülmüştür.

El-Munimullah İbrahim Hân Bey:

Hakkâri Beylerinden Melik Muhammed Hân, mertebesi yüksek, diyânet sahibi, âdil ve ibadetle meşgul bir zât olup, bütün ahlâk-ı hâmidesinde emsâli yok idi. Hâl ehlini ve ilim sahiplerini severdi. Her suretle yüksek olduğundan “Alâi” mahlasıyla şöhret buldu. Bütün ömrü ve emâreti zamanında ahâli kemâl üzere rahatta idi. Kendisinden harikulâde çok kerâmetler görüldü. Vefâtında yerine oğlu El-Munimullah İbrahim Hân Bey geçti. İbrahim Hân Genç yaşında olmasına rağmen her işte babasını geçti. Nimet ve ihsânı herkese yetişiyordu. Yaşının gençliğinden fırsat bulan İran
Hânları fırsatı ganimet bilip, eski düşmanlıklarını canlandırarak Hakkâri’ye saldırdılar. Zulüm ve vahşeti artırıp bu hânedâna sâdık olanların yerlerini harap ediyor, yıkıyorlardı. Tüm bu yapılanlar Hevder Hâkimi Şîr Bey tarafından İbrahim Hân Bey’e bildirilince, iki taraf da büyük bir ordu toplayıp, kendisi de askerin kumandasını eline alıp, derhal İran ordusuna karşı yürüdü. İranlılar, Tebriz’den Merağ’a, Hoy ve Urmi ve sâir yerlere toplanıp iki üç misli askerle hududa geldiler. Hakkâri yakınında olan Berâdost mahallinde karşılaştılar. İranlıların çokluğunu gören bir kısım asker cesaretsizlikten Tuşgân’dan geri döndü. Burada mukâtele ve muhârebe başladı. İbrahim Hân Bey bu sırada on sekiz yaşında idi. Bir siyah ata binmiş, askerin en önünde Rafizîlere kılıç sallıyordu. Üç gün çetin mücadeleler olup, dördüncü gün Kızılbaşlar bozguna uğrayıp kaçtılar.

Somâye Emîri Ali Bey, Kızılbaşların reisini, yetmiş Kızılbaş beyi ile İbrahim Hân Bey’in huzuruna getirdi. Hakkâri yiğitleri Enzel ve Emîr Somâ Kalesi’ni ve diğer fesat ocaklarını yağma ettiler. Bu muzafferiyet etrafa yayılınca her taraftan iltica edenler ve adalete kavuşanlar çoğaldı. İbrahim Hân Bey’in asker sayısı on iki bini geçti. Bu muharebede Maktul Ali Bey’in affa mazhar olmuş oğlu Tatar Bey, öyle kahramanlıklar gösterdi ki, babasının hıyanetini unutturdu. İbrahim Hân Bey merhamet ve kerem buyurup kendisini babasının yerine nasp etti. İran’ın eline geçen Enzel, Somâye, Berâdost, Mîrgur, Terguvâr ve Deşt havâlileriki buralar Hakkâri mülhekâtıdırlar hepsi geri alındı. Ayrıca Kızılbaşların arkasından gidilerek Urmi, Selmâs, Hoy, Tabe ve Tâsu ele geçirildi. Hadden aşırı mal ve ganimetler alındı. Şâh tarafından elçiler ve sefir gelip görülmemiş hediyeler ve elbiseler ile Tâsu’da huzura geldiler. Eğer bu elçiler gelmeseydi, Kürt dilâverleri İbrahim Hân Bey’in gayret ve şecaâti ile Tebriz’e kadar gidecekti. Şâhın elçileri işi
sulh ile hâl etmeyi istirham ettiler. Hakkâri Emîrleri ve büyükleri ile müşavere ederek, reyleriyle memurların istirhamını kabul etti. Hakkâri ile İran hududunun düzenlenmesi için Şâh’tan fermân istedi.

Saldız hududundan Urumiye Gölü’ne kadar ve Urumiye Gölü’nden sahrasına kadar ve buradan Marzivend Tepesi’ne kadar Kedunhân’dan göle kadar, buradan da Selmâs kesiktaşına kadar ve eski hudut gerisine, Hoy ve Kütul ilerisindeki Mahmudiyan hududuna kadar kat’ ettiler. Meftur olan ahâlinin zarar ve ziyanını temin ettiler. Melik Munimulah İbrahim Hân’ın arzu ve emirleri fermân olarak o zamanın meşhur hattâtı ve beyliğin yazıcısı olan Mirzaoğlu Yazıcı’nın hattıyla yazılıp, mezkûr sulhnâme Şâh’ın huzuruna gönderilip tasdik olundu ve geri getirildi.
Bu savaştan sonra büyük ganimetlerle beraber payitahta gelindi. Yolda İnzel mahallinde Hevder Emîrine ihsân verildi. Ayrıca Somay Emîrine Çehrik’i de ilâve ettiler. Mufâreket edip Berâdost havâlisine geçince Deşt-i Mirgüvâr Emîrlerine arkadaşlarıyla birlikte icâzet verip Dûl nâhiyesini de Mirgüvâr Emîrlerine ilâve eyledi. Lüzumlu nasihatlerde bulunarak, Bırâdost Emîrini bırakıp Güvâr nahiyesine gitti. Bu ferah sahrada üç gün kalıp Şemzdiyân Emîri ve Dîrî Aşiret ağası ve dostuna ruhsat ve icâzet verdi. Ertesi gün taht-ı âlisine vâsıl oldu. Aşiretler ve emîrler çok ganimetler alarak sevinç ile yerlerine dağıldılar.

Mükûs Emîri, Vestan Emîri, Hizan Ağası, Hakkâri Beyi ve diğer uzak mevkilerden burada bulunanlar bir hafta nüvvâb-ı âli’nin misafiri kaldılar. Ve her gün mübârek nasihatleriyle şereflendiler. Sekizinci gün elbiseler ve çok hediyeler ile yerlerine gittiler. Bu seferdeki umumi nimet ve ihsânlar ziyâdesiyle fazla oldu. Bu mazafferiyetten sonra, etraftaki bütün beyler birer birer büyük hediyelerle İbrâhim Hân Bey’in huzuruna geliyorlardı. Mahmudiyân arazisi birkaç defa Hakkâri Beyliği hudutları içerisine girdi.

Herkes Munimullah İbrahim Hân Bey’e sadakatini bildirerek itaat etti. Ahâli kemâl-i emniyet ve istirahatla işleriyle
meşgul oldular, asker istirahat ve eğlence ile vakit geçiriyordu. Çadırlı olan göçebe aşiretler yaz mevsiminde
Gevâr (Yüksekova) ve Şemdinân dağlarına, kışın Behdinân vilâyetine gidip geliyorlardı. Beylik huzur ve mutlu günler yaşarken, bazı fesatçılar Gevâr ve Şemdinân ahâlisinden bazılarının haklarına tecavüz ettiler. İbrahim Hân Bey imdada koşup iki gün içinde bu seviyesizlerin hepsini oralardan çıkardı ve mallarını ahâliye dağıttı. Bu kötülüğü yapanlar, İbrahim Hân Bey’in darbesini yiyince Behdinân paşasına sığındılar. Hakkâri ahâlisinden gidip gelenlere taarruz etmeye başladılar. Paşa bunların Hakkâri’ye gitmelerini emretti. İbrahim Hân Bey bunların Hakkâri’ye hareketlerini haber alınca, bir miktar asker gönderdi ve bu gönderilen asker onları mağlup etti. Behdinân arazisinin bir kısmı bu vesileyle Hakkâri Beyliğine ilâve edildi.İbrahim Hân Bey’in Tiyâr, Tuhbiyân ve Çilyân aşiretleriyle beraber gönderdiği asker İmâdiye yoluyla aşağı indi. Onlar kaleye sığınıp, aman istediler.

Nüvvâb-ı âlinin askeri kaleye kadar her yeri alıp rahat ve sevinç ile İmâdiye Kalesi önünde çadırlarını kurdular. Fermân-ı âli mucebince ridâ-yı mübârekini bir ipe astılar. Yedi sene kimse kaldırmaya cesaret edemedi. İbrahim Hân Bey’in gayret ve adaleti ile emniyet ve asayiş yedi sene hüküm sürdü. Sekizinci sene Behdinân (Bahâddinân) paşasıyla (beyi) nesebleri bir olduğu için aralarına sulh yerleşti. Rica üzerine ridâ-yı mübârekini kaldırıp eski hudutlar üzerine anlaşmaya karar verdiler. İbrahim Hân Bey’in, bugün Hakkâri’nin sembolü durumuna gelen en sağlam anıtsal yapısı Meydan Medresesi’ni yaptırdığı rivayet edilir. Meydan Medresesi, Hakkâri merkezinde Biçer Mahallesi’nde bulunmaktadır. Giriş kitabesi üzerindeki kitabesine göre medrese 1112/1700-1701 tarihinde yapılmıştır. Kapı üzerindeki iki satır halinde dört bölümden oluşan kitabenin büyük bir bölümünü Kur’ân-ı Kerim’den ayetler oluşturmaktadır. Bu nedenle kitabeden medreseyi kimin yaptırdığı anlaşılamamıştır. Ancak o yıllarda Hakkâri Beyliği’nin başında bulunan İbrahim Hân Bey tarafından yaptırıldığı söylenebilir.

Nurullah Bey:

Mir Mustafa Bey (Pertev Bey)’in oğlu Abdullah Bey’in oğludur. Mustafa Nasri Han’ın oğlu Süleyman Bey ile aralarının açılmasından dolayı halk ikiye ayrıldı ve Nurullah Bey 1846’da Mir Bedirhan ve Mahmud Han ile beraber Osmanlı’ya karşı isyan etti. Nurullah Bey’in bağımsız yönetimi 1849 yılına kadar sürdü. 1848 yılında Hakkâri halkının Anadolu Ordusu’na katıldığı haberini alınca, hayatından endişe eden Nurullah Bey Gevâr’da İran hududundaki Berdesur Kalesi’ne çekilmiş, daha sonra kendisi ile Osmanlılar arasında arabuluculuk yapan Nehri Şeyhi Seyyid Tâhâ’ya sığınmıştı. Seyyid Tâhâ ile Osmanlı Devleti’nin Kürdistân valisi Mahmud Esad Paşa arasındaki yapılan görüşmelerde, Nurullah Bey’in İran’dan geri dönüp, orduya sığınmak fikrinde olduğu belirtilmiştir. Daha sonra Nurullah Bey 1849’da Seyyid Tâhâ hazretleri tarafından Osmanlılar’a teslim edilmiştir. İsyan başarısız olunca 1849’da teslim oldu. Girit’e sürgün edildi, 1860 senesinde de orada vefat etti.

Süleyman Bey:

Nurullah Bey tutuklandıktan sonra O’nun yerine geçti. Ancak Hakkâri’de tutunamayınca bir süre Yüksekova’da kaldı. Daha sonra Seyyid Taha’nın yanına geçti. Nurullah Bey’in Osmanlı askerine teslim olmasından sonra, Süleyman Bey, diğer akrabasıyla beraber Osmanlı askerini karşıladı. Daha sonra Süleyman Bey Kuşendeşt’e geldi. Buraya geldiğinde yanında elli tane hizmetlisi kalmıştı. Bu hizmetliler Süleyman Bey’in artık güçsüz olduğuna kanaat getirerek kendi mayalarını da izhâr edip, bir gece eşya ve nevâleden her ne varsa çalarak kaçtılar. Yalnız bir tane hizmetlisiyle beraber kaldı. Mecburen Şemdinan’a geldi. Kuvve-i batınî’den istimdât eyledi. Kutbu’l-Hak Hazreti Seyyid Tâhâ’ya ilticâ eyledi.
Süleyman Bey, Mürşid-i kâmil olan üstâdı Seyyid Tâhâ’nın nasihati ile teslim olmaya razı oldu. Bu esnada Gevâr (Yüksekova) askerle dolmuş idi. Cevap gönderip Şemdinân’a gittiler. Nurullah Bey’in İstanbul’a gönderilmesinden sonra ve Osmanlı askerinin Hakkâri Beyliği’ni zaptından sonra yapılacak bir şeyi olmadığını anlayan Süleyman Bey, daha sonra Başkale’ye Müşir Osman Paşa’nın yanına götürüldü. Orada muhakeme edildi. Süleyman Bey emâretini hep beyân edince, Osmanlı askeriyle beraber Erzurum’a götürüldü. Evleri ve bütün eşyaları yağma edildi. Ehlu ıyâlleri İstanbul’a gönderilmek üzere yola çıkarıldılar. Süleyman Bey de yolda Erzurum’da zehirlenerek vefât etti.

KAYNAK:

Mehmet Top, Hakkari, 2010, Anıt Matbaa, ANKARA.

Yayına Hazırlayanlar: Prof. Dr. Recai Karahan, Yrd. Doç. Dr. Mehmet Top, Yrd. Doç. Dr. Faruk Alaeddinoğlu, Yrd. Doç. Dr. Dündar Alikılıç, Halit Yalçın.

BERNAMEGEH

UYARI: Yazıların izinsiz kopyalanması ve Web Sitelerinde yayınlanması kesinlikle yasaktır. Hakkınızda yasal işlemlerin başlatılabileceğini lütfen unutmayın!

AYRICA BAKIN

Odysseia destanının edebi ve tarihi özellikleri

**Odysseia Destanı** hakkında tarihi bilgiler şunlardır: Yazarı ve Yazılışı: – **Yazar**: Odysseia destanı, Antik Yunan’ın …

error: LÜTFEN KOPYALAMAYIN OKUYUN!