İLK TÜRKÇE ANSİKLOPEDİDE KÜRDİSTAN VE KÜRDLER

ŞEMSEDDİN SAMİ / OSMANLICADAN ÇEVİREN: M. EMİN BOZARSLAN

KÜRDİSTAN:

Batı Asya’da, en büyük bölümü Osmanlı imparatorluğunda ve bir bölümü İran’a bağlı büyük bir ülke
olup, orada yaşayan insanların çoğunluğunu oluşturan Kürd halkı adıyla adlandırılmıştır. Bu ad, idari ve siyasi bölümlenmelere girmeyip, vaktiyle bizde Kürdistan valiliği ve şimdi İran’da Kürdistan eyaleti bu adla adlandırılan ülkenin bütününü kapsamadığı gibi, Kürdler de dağınık ve başka halklarla karışık bulunduklarından, Kürdistan’ın sınırlarım tümüyle belirlemek güçtür. Ancak, yaklaşık olarak diyebiliriz ki:
Kürdistan, Urmiye ve Wan göllerinin kıyılarından Kerxe (Kerhe) ve Diyale ırmaklarının kaynaklarına ve Dicle’nin akış yatağına dek uzayıp, kuzeybatıya doğru sınırları Dicle’nin akış yatağını izleyerek, Fırat’ı oluşturan Karasu yatağına ve oradan kuzeye doğru, Araş havzasını Fırat ve Dicle havzasından ayıran su ayrımı çizgisine kadar ulaşır.
Bu itibarla, Osmanlı imparatorluğunda, Musul ilinin büyük bölümü, yani Dicle’nin solunda bulunan yerleri ve Wan ve Bitlis illeriyle Diyarbekir ve Mamuretülaziz ilinin birer parçası ve Dersim sancağı Kürdistan’dan sayılır. İran’da da Kürdistan adıyla lıi linen eyaletle Azerbaycan eyaletinin yarısı, yani güneybatı bölümü, Kürdistan’dır.

Böylece Kürdistan, kuzeydoğu yönünden Azerbaycan, doğudan Acem Iraki, güneyden Loristan ve Arap Iraki, güneybatı yönünden Cezire, kuzeybatı yönünden de Anatoli ile sınırlıdır. Bu sınırlar içinde, 34 ile 39. kuzey enlemleri ve 37 ile 46. doğu boylamları arasında uzayıp, büyük bir üçgen, ve daha doğrusu, sivri tarafı kuzeybatıya doğru dönmüş olan bir armut biçimini gösterir. Fırat’ı oluşturan Karasu ile Murad çayının birleştiği yerde olan en kuzeybatı noktasından Loristan sınırlarına dek olan en büyük uzunluğu yaklaşık olarak 900 kilometre ve genişliği 100 ile 200 kilometre arasındadır. Kürdistan’ın ayırıcı ve belirleyici niteliği halkının soyu olduğu halde, Kürdler yalnız bu ülkeyle sınırlı değildir. Cezire’nin kuzey bölümünde, Şam ve Halep yörelerinde, Anatoli’nin her tarafında, Rusya’ya bağlı olan Kafkasötesi eyaletlerinde ve İran’ın her tarafında, hatta Horasan’da Afganistan’da ve Belucistan’da bile birçok Kiird aşiretleri bulunuyor. Bir yandan da, sınırlan anlatılan Kürdistan’ın içinde Arap, İranlı, Türk ve.başka soylardan gelen topluluklar da vardır. Yalnız çoğunluk göz önüne alınarak, sözü edilen sınırlar belirlenebilir.

İran’ın Loristan eyaletinin halkı olan Lorilerin de Kürdlerle ilişkileri ve soyca akrabalıkları olduğu halde, dillerinde bir ölçüde değişiklik ve aralarında karşılıklı nefret bulunduğundan, Loriler kendilerini Kürdlerden saymak istemiyorlar. Kürdler de Lorileri kendi soylarına kabul etmeye eğilim göstermiyorlar. Genellikle Kürdlerin sayısı, iki buçuk milyona yakın tahmin edilip, bir buçuk milyonu Osmanlı imparatorluğunda, 7.500’ü İran’da, 13.000’i Rusya’nın Kafkasötesi eyaletlerinde, geriye kalanları da Afganistan, Belücistan ve başka yörelerde dağınık bir durumda bulunuyorlar.

Kürdistan’m her tarafı dağlık ve yüksek yerler olup, yalnız ırmak vadilerinde bazı dar ovaları vardır. En düz ve engin yöresi, güneydoğu bölümü yani Şehrezor ve Süleymaniye sancaklarıyla İran’daki Kürdistan olup, o yörelerde dağlar daha alçak, vadiler daha geniş ve ovalar daha çoktur. En yüksek yerleri, kuzeyinin ucundaki Hazar denizi ile Basra körfezine eğimli toprakları arasında bir sular dağılımı çizgisini oluşturan dağlardır. Ancak bunların ormanlar ve otlaklarla örtülü güzel yayla ve etekleri, tarıma elverişli vadileri çoktur. Osmanlı imparatorluğu ile Iran arasındaki sınırları oluşturan ve kuzeybatıdan güneydoğuya doğru birkaç sıra oluşturarak uzayıp giden dağlar ise, yüksek olmakla birlikte, çoğunlukla taşlık ve çıplaktır. Söz konusu toprakların o yöresi, gerçekten barınmaya elverişli olamayacak ölçüde sert ve çetin bir yerdir.

Anlatılan toprak parçasının akarsuları çok olup, Fırat’ın en büyük kolu olan Murad çayı ve Dicle, adı geçen toprak parçasının dağlarından doğup aktıkları gibi, Dicle’ye dökülmek üzere kuzeyden başlayarak Batman suyu, Bitlis ve Siird çayları, Xabûr, Yukarı Zab, Aşağı Zab, Edlıem ve Diyale ırmakları da güney batıya akarak, adı geçen ırmağa dökülürler ve sözü edilen toprak parçasının dağlarından inen birçok çayın sularını toplarlar.
İran’daki söz konusu toprak parçasının ise, yalnız kuzey yönündeki Kotur ırmağı, Kur aracılığıyla Hazar denizine dökülen Araş ırmağına ve pek çok olan diğer ırmakları da Urmiye gölüne dökülür. Wan gölüne dökülen bir hayli ırmakları da vardır.
Söz konusu toprak parçası, yer aldığı enlemler bakımından hayli sıcak olacak bir derecede iken, konumunun yüksek olmasından dolayı havası genellikle soğuk olup, kışları uzun ve pek serttir; ve kar aylarca dağlarını örter. Yalnız Dicle vadisine yakın olan alçak yerlerinde kışın hava ılımlı ve yumuşak, yazın da hayli sıcaktır. Yüksek yerlerinin otlakları yazın pek güzeldir ve bazf yöreleri çam ağaçlarını kapsayan ormanlıktır. Daha alçak yörelerinde meşe, kestane ve çınar ağaçları, daha aşağıda da arpa, buğday, keten, kenevir, mısır, tütün, üzüm ve çeşitli meyveler, en alçak yerlerinde ise pamuk, pirinç vesaire yetişir. Bir tür bodur meşe yapraklarından alınan kudret helvası, şeker yerine kullanılır.

Kürd aşiretleri büyük miktarda koyun, at, deve ve keçi sürüleri beslerler. Dağlarda ayı, domuz, pars, vaşak, geyik, yabankeçisi, karaca, çakal, tilki ve başka yabani hayvanlar ve küçük av hayvanları bol miktarda bulunur. Kuzey tarafındaki dağlarda demir, bakır, kurşun ve başka madenler bulunduğu saptanmışsa da, çıkartılanları yoktur. Güney taraflarında petrol ve taşyağı bulunur. Kürdler mazı, fıstık ve yağ çıkarmaya yarar çeşitli hububat ile yapağı ve tiftik gibi ürünler ihraç ederler.
Kürdler çoğunlukla aşiret halinde yaşayıp, mevsime göre otlak bulmak için yer değiştirdiklerinden, tarımla pek de uğraşmıyorlar. Başlıca geçim kaynakları evcil hayvanları, sanatları da çobanlıktır. Koyun ve tay satışından kazandıkları parayla geçinirler. Bunun için kışın köylerinde kalıp, evleri ve tarlaları var ise de, yazın tarıma çok önem vermeyip, çoğunluğu çadırlarla sürüleri arkasından yaylalara çıkarlar.
Adı geçen toprak parçasında yerel sanayi kilim ve halı ile kaba bez ve keçe türünden çul vesaire yapımından, yerel ticaret ise zahire ve hayvan alım-satımından ibarettir. Taşıma araçları, Dicle’de işlettirilen kelekten ibaret olup, bu da pek güçlüklerle doludur; ve kışın üç ay, eşya taşınması büsbütün kesintiye uğrar.

Kürdlerin aslı, kökeni ve ne zamandan beri oralarda sakin bulundukları tarihçe bilinmemekte ise de, eski zamanlarda söz konusu bölgenin güney bölümü “Asuriye” adıyla bilinirdi, kuzeydoğu yöresi de Medya’dan sayılırdı. Eski Medyalıların soyu bilinmemekte ve Turanlı halklardan yani Türk soyundan oldukları sanılmaktadır. Asurilerin ise, Sami halklardan oldukları ve Keldanileıie akraba oldukları, bilinen bir gerçektir. Oysa Kürdler Ari halklardan olup İranlIlarla pek yakın akrabalıkları olduğu, dillerinden ve diğer durumlarından anlaşılıyor. Bundan dolayı, Kürd- lere, ne Medyalıların ve ne de Asurilerin torunları gözüyle bakılıp, doğu yönünden yani Horasan ve Herat taraflarından oralara gelmiş bir halk olduklarında kuşku yoktur. Ancak, şimdi bulundukları yerlere ne zaman göç ettikleri bilinmemektedir.
İsa’nın Milâdından 401 yıl önce, yani bundan 2.300 yıl önce, askerlerle o tarafa gitmiş ve yenilgiden sonra perişan bir durumda dönmüş ve yolculuk anılarını yazmış olan Yunan eski ünlü yazarlarından “Eksenofon”, bugünkü söz konusu toprak parçasının Diyarbekir, Mamuretülaziz ve benzeri yerlerinin her tarafında “Kardux” adıyla adlandırdığı halka mensup topluluklara rast geldiğini bildiriyor. “Kardux” adının ise, “Kürd” adının bir Yunanlı ağzında aldığı değişiklikten meydana gelmiş bir yanlış biçimi olduğunda kuşku yoktur. Bu nedenle, 2.300 yıl önce dahi oraları Kürdlerle meskûn idi.
Bu durumda, diyebiliriz ki Ninevva’da ve Dicle vadisinde, kuşkusuz Babil yönlerinden gelmiş olan Asuriler, ve Medya’da yani Azerbaycan ve Irak-ı Acemi yönlerinde, belki Ceyhun ve Seyhun vadilerinden gelmiş olan Medyalılar hüküm sürmekte iken, yine dağlarda Kürd aşiretleri dolaşarak yarı bağımsız budununda bulunuyorlardı.
Nitekim bugün dahi Musul ve Diyarbekr’de Araplar, Tebriz ve Hemedan’da Iranlılar bulunduğu halde, iç tarafları hemen salt Kürdlerle meskündür. Kürdler Ari halklardan oldukları halde, ne Aşarilerin ve ne Medyalıların torunları olabilirler.

Bu konuda adaletli ve doğru tanık sayılmaya değer olan dillerine baktığımızda, gerçi Asuri ve Keldani dillerinden alınmış oldukları anlaşılan birçok sözcük görüyorsak da, Pehlevi dilinde bulunan bu sözcükler, Asurilerle Keldanilerin hükümetleri zamanında ve bunların uygarlığının etkisiyle kabul edilmişlerdir.
İlk sözcükler, îslâmdan sonra Kürdçe ve Farsçanın aldıkları Arapça söcüklerle kıyaslanabilirler. Bu sözcüklerin varlığı, Kürdlerin Aşarilerin soyundan olduklarına değil, tersine, o zamandan beri Dialarda sakin bulunmuş ve Asurilerle birlikte yaşamış olduklarına kanıt oluyor.
Kürd dili, Farsçaya ve belki de ondan daha çok, eski Pehlevıecye benzer. Ancak telâffuzu Farsçanmki gibi nazik ve ince olmayıp, dağ adamlarına ve öyle bir göçebelik durumunda yaşayan aşiretlere yakışacak biçimde sert ve kabadır; ve boğazdan telâffuz dilen harfleri çoktur.

Her ne kadar Kürd bilginleri öteden beri Arapça ve Farsça ile uğraşıp kendi dillerine önem vermediklerinden, Kürdçenin edebiyatı bulunduğu iddia edilemezse de, eskiden beri bu dilde de bir hayli şiirler söylenmiştir. Bu dilin de Farsça gibi Arap harfleriyle yazılışı kolay olduğundan, bazı şiir kitapları ile diğer edebi kitapları
vardır.Avrupalılar, Kürdçenin dilbilgisi kurallarını ve sözcüklerini dahi olabildiğince toplayıp elde etmiş ve kendi dillerine çevrilmiş dilbilgisi kuralları ve sözlük kitapları yayınlamışlarsa da, İslâmi dillerimizde, bu dilin kurallarına, sözlük ve edebiyatına ilişkin henüz hiç bir şey yazılmamıştır.

Kürdler, genellikle cesur ve savaşkan, binicilikte de pek becerikli ve usta adamlar oldukları gibi, bilim ve eğitime ve uygarlığa da olağanüstü yetenekleri vardır. “Kürd” adının Farsçada “yiğit, kahraman, bahadır” anlamında kullanılan bir sıfat olup, “Şahname”de bu anlamda pek sık kullanıldığı bilinmektedir. Bu adın Kürdlere, doğal cesaretleri dolayısıyla başlangıçta bu anlamda verildiği, sonradan da ad olduğu anlaşılmaktadır.

Kürdler, hemen hemen tümüyle Müslüman ve Sünni olup, çoğunluk olarak Şafii mezhebine bağlıdırlar. İçlerinde yalnız 50.000 Yezidi vardır, pek az miktarda da Kızılbaş bulunur. O yörelerde Nesturi ve Keldani topluluklarına mensup bazı kimseler bulunursa da, bunlar eski Keldanilerin ve Süryanilerin torunlarından olup, Kürd soyundan değillerdir. ‘
O yörede bulunan büyük kentler, örneğin Diyarbekir, Musul, 1 Bağdad, Hemedan, Tebriz Kürdistanın kenarlarına ve dışına rastlayıp, söz konusu yörelerin asıl içinde bulunan ve Kürdlerle meskûn olan yerleşim merkezlerinin başlıcaları Siileymaniye, Kerkük, Rewandiz, Irbil, Siird, Bitlis, Wan, Urmiye, Kermanşah vesairedir.
Tarihin elde edip kaydedebildiği zamanların en eskisinde Ninewa’daki Asurilerin egemenliği altında görülüp, Asurilerin egemenliğinin sona ermesinden sonra da Ninewa ile birlikte Medya hükümdarlarının ve sonra da Keyhüsrev’in egemenliği altına geçmişlerdir. Hatta Keyhüsrev’e yardım edip, başka ülkeleri ele geçirmesinde askerler arasında hizmet etmiş oldukları dahi rivayet edilmektedir. Keyaniler devleti yıkılınca İskender’e ve onun halefleri olan yöresel krallara؛, onlardan sonra da Eşkânilere ve daha sonra da Sasanilere bağlanıp, Kadisiye zaferinden sonra İslâm halifeliğinin egemenliği altına girmişler ve İslâm dinini kabul etmişlerdir.

Abbasi halifeliğinin zaafa uğramasıyla, Islâm ülkelerinin her tarafında birtakım beyler ve krallar ortaya çıkmaya başladığı sırada, Kürd liderlerinden de birçok adam Musul, Diyarbekir ve Cezire taraflarında birer kale ya da ülke ele geçirip birçok küçük hükümetler kurmuşlarsa da, anlatılan toprak parçasının bütününü bir yönetim altına alarak, soy temeline dayalı bir hükümet kurmayı düşünmemişlerdir. Nihayet, bu soya mensup olan ünlü Sala- haddin-i Eyyubi Mısır’da devlete sahip olup, kendisinin ve evlâtlarının Şam, Halep, Hicaz ve Yemen’de hüküm sürdükleri, evlât ve akrabalarının kendi yönetimleri altında birçok seçkin hükümetler kurdukları zaman dahi, egemenlik ve nüfuzlarının dışında kalmıştır.

Cengiz’in ortaya çıkmasıyla, öbür İslâm ülkeleri gibi Moğolların zulüm ve saldırılan altında çiğnenmiştir. Sonra da birçok Türk ve Türkmen aşiretleri gelerek bazı taraflarına sokulmuşlardır. Akkoyunlular ve Kara koyunluların  yolaçtıkları kargaşalıklardan ve hepsine taş çıkartan Timur’un ortaya çıkmasından sonra, büyük bölümü Şah İsmail-i Safevi’nin eline geçmiştir. Bu durumdayken, Yavuz Sultan Selim Han’ın, adı geçen Şah’ın üzerine gerçekleşen seferinde, Kürd liderleri, Sünni mezhebinden olmaları etkisiyle ve ünlü İdris-i Bitlisi’nin çaba ve himmetiyle, gönüllü olarak Osmanlı devletinin tarafına dönüp, o zamandan beri en büyük bölümü bu devletin yönetimi altında bulunmaktadır. Yalnız doğu bölümü, daha sonra belirlenen sınır çizgisinin ötesinde
kalıp, mezhep değişikliğinden dolayı İranlılarla aralarında karşılıklı nefret bulunmakla birlikte, İran yönetimi altında bulunmaktadır.

Bernamegeh Türkçe

UYARI: Yazıların izinsiz kopyalanması ve Web Sitelerinde yayınlanması kesinlikle yasaktır. Hakkınızda yasal işlemlerin başlatılabileceğini lütfen unutmayın!

AYRICA BAKIN

Cahiz Kimdir

Cahiz’in Hayatı Cahiz veya el-Cahız, 150-160 (767-777) yılları arasında Basra’da doğdu. Babasını küçük yaşlarda kaybeden …

error: LÜTFEN KOPYALAMAYIN OKUYUN!