İTTİHAT TERAKKİ CEMİYETİ VE KÜRTLER

”31 Mart 1909 askeri kalkışması ile birlikte Jön Türklerle ilişkiler bozulma sürecine girdi. Bazı özgürlüklerin kısıtlanması, merkezileştirme siyaseti ve Türkleştirme eğilimi yüzünden Kürt aydınları muhalefete geçti.”

 

BİLAL ALTAN / KÜRDİSTAN TEÂLÎ CEMİYETİ: KURULUŞ, AMAÇ VE FAALİYETLER

1889 yılında kurulan İttihâd-ı Osmâni’nin -sonradan İttihat ve Terakki Cemiyeti-Osmanlılık çatısı altında halkların birliği ve ilerlemesi iddiası dışında, II. Abdülhamîd’i tahttan indirme amacı bulunmaktaydı71. Padişaha karşı en önemli muhalefet çekirdeğini temsil eden72 İTC’nin iki kurucusu; biri Doktor İshak Sukuti diğeri de Malatyalı Doktor Abdullah Cevdet Kürt idi. Osmanlı birliği ve ilerlemesi talebi ile İTC bünyesinde İshak Sukuti, Abdullah Cevdet gibi bir kısım Kürtler faaliyette bulunmuşlardır73. Liberal ve anayasal düşünceleriyle belirgin özellikleri, milliyetçi taleplerden uzak Osmanlıcı bir hüviyet taşımalarıydı. Diğer taraftan Osmanlıcı hüviyeti ile bilinen İshak Sukuti’nin erken vefatı milliyetçilik çizgisini irdelememizi engellerken Abdullah Cevdet’in Osmanlıcı hüviyetinin giderek Kürt milliyetçiliğine kaydığı görülecektir.

Abdullah Cevdet ve İshak Sukuti dışında süreç içerisinde diğer bazı Kürt aydınları da İTC’ye dâhil oldular. 1902 yılında Paris’te gerçekleşen Jön Türk kongresine Babanzâde Hikmet, Abdurrahman Bedirhan ve Lûtfî Fikri de katıldı74. Jön Türk hareketinin merkezci olmayan kanadıyla yakınlaşan Abdurrahman Bedirhan’ın75 basımında rol oynadığı ve 1898-1902 yılları arasında 31 sayısı yayımlanabilen Kürdistan gazetesinin yayın çizgisi İTC siyaseti paralelindeydi76. Kürt sorununa Osmanlı kimliği çerçevesinde yaklaşan77 ve gelişen muhalefetin bir organı olan gazete, aynı zamanda Kürt entelektüel sınıfları arasında Kürt etnik bilincinin ilk önemli ifadelerinden biridir78.

Mutlakiyet yönetiminden dışlandıklarını düşünen II. Abdülhamîd dönemi Kürt aydınlarının veya Jön Kürtlerinin muhalefet hareketine katılmaları etnik nedenlerden kaynaklanmıyordu79. Ayrılıkçı ve milliyetçi sorunlarla ilgilenmemekte, Jön Türk muhalefetinin bir parçası olarak esas dertleri sultanın tasvip etmedikleri uygulamalarıydı. Sürgün tecrübesi Türk ve Kürt muhalifler arasında belirli bir yakınlık yarattı80. Paradoksal görünse de Türk ve Kürt aydınları, 1908 Jön Türk Devrimi’ne kadar on yıl boyunca aynı örgüt çatısı altında faaliyet gösterdiler81.

31 Mart 1909 askeri kalkışması ile birlikte Jön Türklerle ilişkiler bozulma sürecine girdi82. Bazı özgürlüklerin kısıtlanması, merkezileştirme siyaseti83 ve Türkleştirme eğilimi yüzünden Kürt aydınları muhalefete geçti. Onlara en iyi alternatif Hürriyyet ve İtilâf Fırkası idi84. Kuruluşunun ilk döneminde ve iktidar olmasından önce İTC’yi desteklemiş olan Abdullah Cevdet, Seyyid Abdülkadir, Şerif Paşa85, Mevlanzâde Rıfat, Lûtfî Fikri ve Fânîzâde Ali İlmî gibi tanınmış birçok Kürt siyasetçi ve aydın artık İTC’ye muhalefet eden partilerde çalışıyor veya bu partileri destekliyordu86. İTC karşıtı İttihâd-ı Muhammedi Fırkası’nın kurucuları arasında Said-i Kürdî de vardı87. Başlangıçta amaç birliği etrafında hareket eden Kürt aydınları ile İTC arasında şartların zorlaması ile yol ayrımına gidilmiştir.

İTC’nin Meclis-i Meb’ûsân’daki muhaliflerinden kurtulmak için seçime gitme çabasında, Meclis-i Â’yân’a gelen padişah iradesine karşı ret oyu kullananlardan biri Seyyid Abdülkadir idi. Ancak 39 kabul, 5 ret oyu kullanıldığından İTC lehine karar çıkmıştır88. Karara binaen Der-saâdet’te bulunan Kürtler namına bir telgraf çekilmiştir. Telgrafta, Seyyid Abdülkadir’in muhalif tutumunun ve kullandığı red oyunun Kürtler arasında büyük bir memnuniyetle karşılandığına yer verilmektedir89. Telgraf metninin Der-saâdet’te bulunan Kürtler namına çekilmesi, anılan dönemde bir bakıma Kürtlerin İTC siyasetinin karşısındaki muhalif tutumlarına işaret etmektedir.

Kürt aydınlarının basımında aktif rol aldığı ve muhalif oldukları düşünülen yayınlara yönelik takibat ve yasaklamaların II. Abdülhamîd’in halinden sonra da devam ettiği görülmektedir. Paris’te bulunan Mevlanzâde Rıfat’ın “Serbestî” gazetesinin; mevcut hükümeti, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin “Hâdim-i efkârı ve mezâlim ve taaddiyâtının fâili” olmakla suçladığı, hükümet aleyhinde garez ve düşmanlık besleyen makaleler içerdiği gerekçesiyle ülkede yayın ve dağıtımının engellenmesi kararı alınırken90; İstanbul’da Said-i Kürdî’nin “İki Mekteb-i Musîbet’in Şahâdet-nâmesi yahûd Dîvân-ı Harb-i Örfî ve Said Kürdî” risalesi de yasaklanmıştır. Said-i Kürdî’nin risalesinin efkâr-ı umumiyeyi heyecana sevk edecek ibareler91, zihinleri tahdişe sebep olacak sözler içerdiğine dikkat çekilmiştir92. Yine İslam uleması, meşayihi vesaire hakkında aykırı hususlar içerdiği ve dini hisleri rencide ettiği gerekçesiyle yasaklanan Cehd [Ta’tîli 6 Nisan 1913], İşhad [Ta’tîli 27 Ağustos 1913], İctihad [Ta’tîli 6 Eylül 1913] yayınlarının sahibi Abdullah Cevdet ve muharrirlerini Meclis-i Vükelâca takibat kararı verilmiştir93.

İTC’nin siyasetini tasvip etmeyen Kürt ileri gelenleri kimi yaptırımlara maruz bırakıldı. Kürd Mustafa Paşa [Yamulkizâde], muhalif tutumundan dolayı ordudan tasfiye edildi94. Sadrazam Mahmûd Şevket Paşa’nın öldürülmesi üzerine teşkil edilen ve cemiyetin güdümünde olan Dîvân-ı Harb-i Örfî, Kürt Şerif Paşa’yı gıyaben idama mahkûm ettti. Cemiyet, Şerif Paşa’ya suikast teşebbüsünde de bulundu. Ancak bu iş için görevlendirilen Cemal Paşa’nın yaveri Kemal Bey başarılı olamadı95. 1912 seçimlerinde Siirt’ten Hüseyin Bedirhan, İTC’nin direktifiyle parlamenterlik haklarından mahrum edildi96. Roji Kurd dergisi, Jön Türk yönetiminin takibine uğradı. Derginin dört sayıdan oluşan yayın hayatı sonlandırıldı. Derginin muhabiri Salih Bedirhan 13 Ekim 1913’te tutuklandı97.

Osmanlıların birliği ile etnik grupların muhtariyet ve âdem-i merkeziyetçilik içeren milliyetçilik duyguları arasındaki ilişki İttihatçılar açısından bir sorundu98. Uzun yıllar devletin temel unsurlarından birini oluşturan Arnavutlar, milliyetçi duygularla devletten kopunca99 İttihatçılar, etnik Türkleri devletin temelini oluşturan çekirdek grup olarak görmeye başladı100. Bunun bir anlamı etnik ilişkilerin kutuplaşması, İttihadçı düşünce ve siyasetinde ciddi bir radikalleşmenin olmasıydı101. Baytar Nuri, İTC’nin takip ettiği Türkleştirme siyasetinin kendisinin de dâhil olduğu Kürt gençleri arasında tepkiler doğurduğunu, Kürt aydınlarının birlik duygusuyla hareket ederek korunma tedbiri oluşturmaya başladıklarını, değişik unsurlar arasında milliyet davasını ateşlediğini102 belirtirken; Kadri Cemil Paşa da Türkçülük siyasetinin etkisiyle Araplar, Arnavutlar ve Kürtler gibi Osmanlı İslam unsurlarının kendi milliyetlerini ortaya koymak ihtiyacını hissederek millî kuruluşlar meydana getirdiklerini, Kürt talebelerinin kurduğu Hevi gibi cemiyetler aracılığıyla millî duyguların yayılmasına başlangıç oluşturduklarını ileri sürmektedir103. Ancak Balkan Savaşları ve Arnavut bağımsızlığı, Ermeni reformu tartışmaları, İTC’nin merkeziyetçi ve Türkçü siyaseti Kürt kimliği ve sadakati üzerine yansısa da Kürtler Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılmayı düşünmediler104. Dolayısıyla Baytar Nuri’nin milliyet davası, Kadri Cemil Paşa’nin Kürtlerin milliyetlerini ortaya koyma diye betimledikleri hususun, kendilerinin de dâhil olduğu sınırlı bir kesimde yerleştiği kabul edilse bile ayrılık amacı güden genel bir misyon kazandığı söylenemez.

Kürt aydınlarının sınırlı bir kesimi arasında zayıf yapıda da olsa milliyetçi motivasyonların kendisini hissettirmesinde İttihatçıların ve benimsemeye başladıkları Türkçülük fikrinin ve getirisi millî kimlik inşasının dolaylı tesirinden bahsedilebilir. Nihayetinde İTC’nin Osmanlılıktan Türkleştirmeye evrilen yapısının Birinci Dünya Savaşı sırasında güç kazanması, Mütâreke sürecinde KTC’nin milliyetçi söyleminin ortaya çıkmasındaki etkenlerden biri olacaktır.

KAYNAKLAR:

29 Ateş, s. 221.

30 Bajalan, Jön Kürtler, s. 66.

31 Janet Klein, “Devlet, Aşiret, Hanedan ve 20. Yüzyıl Başında Diyarbekir Üzerindeki Rekabet”, Bülent Doğan [Ed.], Diyarbakır Tebliğleri, Hrant Dink Vakfı Yayınları, İstanbul 2013, s. 194.

32 Aynı hassasiyet Arnavutlar için de geçerlidir. Rumeli’nin, yani imparatorluğun Avrupa’daki bölümünün jeopolitik konumunun 1878’den itibaren giderek hassas bir hal alması, Osmanlı yöneticilerini bir “Arnavut” politikası tanımlamayı denemek zorunda bıraktı. Komşu devletlerin Arnavutları yok etmek istedikleri ve sadece Osmanlı İmparatorluğu’nun onları kurtarabileceği fikrini yaygınlaştırmaya uğraştılar. Diğer yandan II. Abdülhamîd’in, bir Arnavut ulusal bilincinin gelişmesine- koşullara bağlı olarak kimi zaman esneklik tanınsa da- fazla izin vermediği, özellikle de muhtariyet heveslerinin dile getirilmesine göz yummadığı, vilayet gazetelerinde ya da devlet okullarında Arnavut dilinin kullanılmasına resmen izin verilmesinin reddedilmesi göstermektedir. Bkz. Clayer, ss. 200-202.

*Kürtlerin –Bedirhaniler, Şemdinanlar gibi- dâhil olduğu hareketlerin gözetim altında tutulması müsamaha gösterilmemesi meyanında değerlendirilebilir. Birkaç örnek vermek gerekirse;

Bedirhanpaşazâde Tahir Bey’in mahdumu Mekteb-i Hukuk-ı Şâhâne mezunlarından Ferid Bey’in tahsilini tamamlamak üzere Paris’e gitme isteği, pasaport verilmesinin caiz olamayacağı bildirilerek reddedilmiştir. Bkz. BOA, BEO 1176/88152/1, 14 Ağustos 1898. Zabtiyye Nezâreti’nden Üsküdar Mutasarrıflığı’na gönderilen yazıda ise, Bebek’te Robert Koleji’nde tahsil gören Bedirhanilerden Hasan’ın oğulları Mecidi ve Rüşdü’nün Robert Koleji’ne devam etmemeleri hakkında gözetim icrası lüzum görülmüştür. Bkz. BOA, ZB. 393-18, 16 Temmuz 1906. Pasaport talebinin reddi, Hasan Bey’in oğullarının Robert Koleji’ne devamlarının istenmemesi muhtemelen hem Avrupa’da aktif hem de yurt içinde gizli faaliyet yürüten İTC’nin veya diğer muhalif akımların düşüncelerinden etkilenebileceği endişesinden kaynaklanmıştır.

Trablusgarp’ta sürgünde bulunan Osman Paşa’nın Haleb’e gönderilmesinin Haleb’in Kürt aşairi ile dolu ve Diyarbekir’e sınır olması hassasiyeti dikkate alınarak muhtelif yerlerle haberleşmesine veya firarına mahal verilmemesi Sadâret’ten istenmiştir. Bkz. BOA, BEO 2796/209652/1, 1 Nisan 1906.

*1907 yılında İstanbul Belediye reisi Rıdvan Paşa’nın öldürülmesiyle bağlantılandırılan Bedirhaniler sürgüne maruz kalmışlardır. Uygulamalar, Ahmed Ramiz’e göre, II. Abdülhamîd’in bu ailenin sahip olduğu güçten çekinmesinin bir sonucudur. Bkz. Lûtfî [Ahmed Ramiz], Emir Bedirhan, bgst Yayınları, İstanbul 2007, s. 99.

*1896’da II. Abdülhamîd’e suikast girişiminde bulunanlar arasında Seyyid Abdülkadir de vardır. Seyyid Abdülkadir, İTC’nin reformist ve modernist ideallerinden etkilenip suikaste karıştığı gerekçesiyle Mekke’ye sürüldü. Bkz. Chris Kutschera, Kürt Ulusal Hareketi, Fikret Başkaya [Çev.], Avesta Yayınları, İstanbul 2013, ss. 30-31; Bajalan, Jön Kürtler, s. 148.

33 Kürtlerin Osmanlı Devleti’nin doğu sınırlarının hamisi veya kuvvetli bir dayanağı olarak görülmesi esasında devlet ve halk nezdinde yerleşen bir eğilimdir. İTC yayın organı Osmanlı’da yer verilen ve Diyarbekir ileri gelenlerinden bir zatın gönderdiği mektupta; “Kadîmeden beri şark hudûdumuzdaki muhârebelerde izhâr-ı besâlet ve şecâat eyleyen Kürd kavmi… Rusya cihetinden bir tecâvüz vuku’unda, tecâvüze karşı hükûmet-i Osmâniyye’nin en mühimm alt müdâfaasından ma’dûd olan Kürdistan halkının…” ifadesi bu eğilimi yansıtmaktadır. Bkz. Osmanlı, “Kürdistan Gazetesi”, Sayı: 35, 1 Mayıs 1899.

“Kadîmden beri şark hudûdunda Kürdler, garb hudûdunda ise Arnavudlar gibi iki şecî milleti istinâd-gâh-ı şevket ittihâz eylemiştir…” beyanıyla İshak Sukuti’de de aynı kanaatin hâsıl olduğu görülmektedir. Bkz. İshak Sukuti, “Arnavudlar ve Kürdler”, Osmanlı, Sayı: 51, 1 Ocak 1900.

34 Clayer, ss. 265-266.

35 Selim Deringil, İktidarın Sembolleri ve İdeoloji II. Abdülhamid Dönemi [1876-1909], Gül Çağalı Güven [Çev.], Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2002, s. 56.

36 Bajalan, Jön Kürtler, ss. 71-73.

37 Günay, s. 410; Abdulla, s. 270.

*Hamidiye Alayları kapsamında askerlik hizmeti yapan Kürtler için okullar ve camiler kurulması, dinsel kılavuzların basılması ve dağıtımı girişimi; ayrıca Aşîret Mektebi’nde okuyanlara idari talimatname doğrultusunda İslam’a ve Müslümanların halifesine itaat etmenin önemli bir görev olduğu anlatılması panislamist siyasetle açıklanabilir. Bkz. Deringil, ss. 90-110.

38 Koç, ss. 18-19.

39 Martin van Bruinessen, Kürdistan Üzerine Yazılar, Nevzat Kıraç, Bülent Peker, Leyla Keskiner v.d. [Çev.], İletişim Yayınları, İstanbul 2013, s. 116.

40Janet Klein, Hamidiye Alayları, Renan Akman [Çev.], İletişim Yayınları, İstanbul 2014, s. 19.

41Sözbir, s. 26.

42 Yavuz, s. 5.

43 Klein, ss. 18-20.

44 Klein, s. 20.

45 Alişan Akpınar, Aşîret Mektep Devlet, Aram Yayıncılık, İstanbul 2001, s. 64.

Akpınar’a göre, Arap milliyetçi hareketinin gecikmesinde ve ayrılıkçı yanının zayıf kalmasında Aşîret Mektebi’nin etkisi yadsınamaz. Bkz. Akpınar, s. 68.

46 Bayram Kodaman, “II. Abdülhamîd Dönemi’nde Şark Mes’elesi”, Devr-i Hamîd, Mehmet Metin Hülagü, Şakir Batmaz, Gülbadi Alan [Haz.], Cilt:1, Erciyes Üniversitesi Yayınları, Kayseri 2011, s. 316.

47 Şevket Beysanoğlu, Anıtları ve Kitabeleri İle Diyarbakır Tarihi Akkoyunlular’dan Cumhuriyete Kadar, Cilt: 2, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Yayınları, Ankara 1996, ss. 739-740; Bruinessen, Kürdistan Üzerine Yazılar, s. 117.

48 Eugene L. Rogan, “Aşîret Mektebi: Abdülhamîd II’s School For Tribes [1892-1907], International

Journal of Middle East Studies, Volume: 28, Issue: 1, Year: 1996, s. 83. 49 Akpınar, ss. 72-76.

49 Akpınar, ss. 72-76.

50 Rogan, s. 83.

51 Sözbir, ss. 23-27; Rogan, s. 86.

*KTC’nin aktif üyelerinden biri olan Dersimi, II. Abdülhamîd’in, Kürt aşiretlerinin herhangi bir yabancı teşvikiyle bağımsızlık talebinde bulunmak üzere kalkışma sorunundan çekindiğinden aşiret reislerini İstanbul’a getirterek hürmet ve muhabbetlerini kazanmaya çalıştığını, hatta bu vesileyle aşiret reislerinin çocuklarına Aşîret Mektebi adı altında bir okul kurduğunu söylemektedir. Bkz. M. Nuri Dersimi, Hatıratım , Dam Yayınları, İstanbul 2014, s. 19. Ancak II. Abdülhamîd döneminde Kürtlerin devlete tehdit oluşturabilecek bağımsızlık girişimleri bulunmamaktaydı. Temelde Arap aşiretlerini kapsayan ve sonradan Kürtlerin de dâhil edildiği Aşîret Mektebi ile amaçlanan aşiretleri devlete entegre etmekti.

52 Akpınar, ss. 120-128.

53 Murat Issı, “Kürt Basını ve Kürdistan Gazetesi [1898-1902]”, e Şarkiyat İlmi Araştırmalar Dergisi, Sayı: 9, Yıl: Nisan 2013, s. 138.

*Aşîret Mektebi’nden mezun oanların yapabilecekleri görevler; askeri birlikte yüzbaşılık ve fahri yaverlik, mülkiye memurluğu, nahiye müdürlüğü, kaymakamlık, nüfus memurluğu, polis komiserliği ve jandarma mülazımlığıdır. Bkz. Akpınar, ss. 124-125.

 54Bajalan, Jön Kürtler, ss. 91-92.

55 Selçuk Akşin Somel, “Taşranın Denetimi ve Asimilasyonu, Diyarbekir’de Sivil Devlet Eğitiminin Ortaya Çıkışı 1868-1908”, Diyarbakır Tebliğleri, Hrant Dink Yayınları, İstanbul 2013, s. 151.

 56Bruinessen, Kürdistan Üzerine Yazılar, s. 118.

57 Kürt aşiret bölgelerinden gelip Aşîret Mektebi’nde yetişen kişilerin isim listesi için bkz. Akpınar, ss. 146-148.

* Deringil, Aşîret Mektebi’nin 1907 yılında kapatılmalarındaki gerçek nedenin yeşermekte olan Arap milliyetçiliği veya Jön Türk etkileri olabileceğini ileri sürmektedir. Bkz. Deringil, s. 111.

58 Taner Aslan, “II. Abdülhamîd ve İttihat ve Terakki Cemiyeti İlişkileri Üzerine Bir Deneme”, Sultan Abdülhamîd Sempozyumu, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2014, s. 116.

 

59 Son ikisi çoğunlukla Bohtan’daki güç ve nüfuzlarını yeniden canlandırmak için mücadele eden bağımsız eylemciler vasfına sahiptir. Bkz. Koç, ss. 47-48.

60 BOA, BEO. 4404/330238/1-2, 14 Mart 1916.

61 Aslan, s. 120.

62 Issı, s. 129; Abdullah Kıran, “Kürdistan Gazetesi ve 1902 Jön Türk Kongresi,” Tarih ve Toplum Dergisi, Cilt: 37, Sayı: 221, Mayıs 2002, s. 4.

 63BOA, DH. MKT. 895/5/2, 1 Ekim 1904.

64BOA, DH. MKT. 1249/52/1-2, 21 Nisan 1908.

65 BOA, BEO. 3529/2464617/1-2-3-4-5, 5 Nisan 1909.

66 Naci Kutlay, İttihat Terakki ve Kürtler, Beybun Yayınları, Ankara 1992, ss. 69-70.

67 İshak Sukuti, “Arnavudlar ve Kürdler”, Osmanlı, Sayı: 51, 1 Ocak 1900.

*1890’da, II. Abdülhamîd’e karşı birleşik bir cephe kurmak için Osmanlı liberallerinin Paris’te yaptıkları toplantıda, Ermenilerin milliyetçi talepleri telin edilmiş, Ermeni delegasyonu bu tavrı protesto ederek toplantıyı terk etmişti. Daha sonra Mizancı Murâd, Arap katılımcılara bir Arap devleti kurma niyeti taşıyıp taşımadıkları sorusunu yöneltince, Nadra Mutran ve Halil Ganem bu tür iddiaları reddederek Arap çıkarları açısından Osmanlı Devleti’ne bağlı kalmanın gerekliliğine kesinlikle inandıklarını belirttiler. Bkz. Kayalı, ss. 48-49. Kürt aydınlarındaki Osmanlıcı hassasiyet Arap aydınlarında da mevcuttu.

68 Şükrü Hanioğlu, Bir Siyasal Düşünür Olarak Doktor Abdullah Cevdet ve Dönemi, Üçdal Neşriyat, İstanbul, s. 216.

69 Abdullah Cevdet, “Mekâtib”, İctihâd, 20 Mart 1907.

70 Abdullah Cevdet, “Kürdler ve Ermeniler”, İctihâd, 27 Şubat 1913.

AYRICA BAKIN

TUHFETÜ’L-AHBÂB

ŞEYH UBEYDULLAH NEHRİ’NİN MESNEVİSİ: TUHFETÜ’L-AHBÂB

Mehmet Saki ÇAKIR* Hakkâri’nin Şemdinli ilçesinde bulunan Nehrî Tekkesi, bölgenin dini ve siyasi tarihinde önemli …

error: LÜTFEN KOPYALAMAYIN OKUYUN!