PALEOLİTİK ÇAĞ

PALEOLİTİK ÇAĞ VE ÖZELLİKLERİ

Paleolitik yani Eski Taş Çağı, insan elinden çıkan ilk ürünler olan taş aletlerin yapıldığı çağdır. Bu taş aletler, en eski teknolojiyi temsil eder. Paleolitik Çağ insanlarının teknolojileri, çakmak taşı ve diğer işlenebilir taşlardan, ayrıca hayvan kemikleri ve boynuzlardan yapılan aletlerden ibarettir. Bu aletler arasında el baltaları, taş bıçaklar, kazıyıcılar, ok ve mızrak uçları sayılabilir. Paleolitik Çağ’ın sonuna doğru çok daha ince işçilik gösteren ve pek çok farklı iş için üretilmiş aletler gelişmiştir. Ayrıca yine bu son dönemlerde ilk sanat ürünleri ortaya çıkmıştır. İnsanlar mağara duvarlarına resimler çizmiş, küçük heykelcikler ve takılar yapmışlardır.

Paleolitik kavramı, 1865 yılında J. Lubbock tarafından Eski Taş Çağ’ını ifade etmek için ortaya atılmıştır. Paleolitik Çağ, insanlık tarihinin ilk basamağını oluşturmasının yanı sıra, bu tarihi sürecin %99’undan daha uzun bir bölümünü kapsamaktadır. Günümüzden yaklaşık 2.5 milyon yıl önce, insanın Afrika kıtasında ilk aleti üretmesiyle başlamış, yine Yakındoğu’da günümüzden yaklaşık 20 bin, Avrupa’da ise 10 bin yıl önce sona ermiştir. Üretim öncesi evreleri temsil eden Paleolitik uygarlıklar, üretim sonrası yerleşik yaşamın ürünü olan uygarlıkların aksine, belirli bir coğrafya ile sınırlandırılamazlar. Zira bu uygarlıklar dünya genelinde yer yer yayılmış olup, benzer özelikler sergilemektedirler. Paleolitik kültürler, IV. jeolojik zamanın ilk ve en eski evresi olan pleistosen boyunca gelişmişlerdir. Bu evrede dünya dört büyük buzullaşmaya sahne olmuştur. Buzullar kuzey yarım kürenin orta enlemlerine kadar yayılmışlardır. Buna karşılık Afrika kıtası gibi Anadolu da bu buzul takkesinin uzağında kalmış, dolayısıyla yaşama elverişli koşulları sunmuştur. Paleolitik Çağ insanları, avcılık ve besin toplayıcılığı ile geçinen göçebe topluluklardır. Bu topluluklar, sadece geçici konak yerlerinde ikamet etmişlerdir.

Bu konak yerleri genellikle doğal olarak korunaklı mağaralar ve kaya altı sığınaklarıdır. Paleolitik insanlar, tükettikleri besinleri üretmeyi bilmiyorlar, ancak Doğa’nın kendilerine sunduğu yabani hayvansal ve bitkisel kaynaklarla yetinerek avcı-toplayıcı bir ekonomik modelle yaşamlarını sürdürüyorlardı. Avladıkları su aygırı, gergedan, fil gibi kalın derili memelileri av alanlarına yakın yerlerde parçalıyorlardı. Buralar kasaplık işlemlerinin gerçekleştirildiği “et parçalama atölyeleri” idi. Paleolitik insanlar, iklim dolayısıyla çevre koşullarındaki değişimlere paralel olarak yeni besin kaynakları aramak ve av hayvanlarını izlemek üzere küçük gruplar halinde yer değiştiriyorlardı. Bu yer değiştirmeleri, onların yaşamlarını biçimlendiriyordu. Göç sırasında doğal sığınakların bulunduğu alanlarda mağara ve kaya altı sığınaklarında barınıyorlar; bunların bulunmadığı alanlarda ise akarsu kıyılarında, yamaçlarda ya da platolarda ağaç dalları, hayvan kemik ve postları gibi geçici maddelerden oluşturdukları basit çatı, çadır ya da kulübelerde konaklıyorlardı.

Paleolitik insanlar, av eylemleri ve günlük işlemlerinde kullandıkları silah ve aletleri, yine çevrelerinde buldukları taş, kemik odun gibi hammaddelerden çeşitli yontma ve işleme teknikleriyle üretiyorlardı. Bunlardan özelikle taştan olanlar, inorganik yapıları nedeniyle insanın en kalıcı belgeleri olarak günümüze ulaşabilmişlerdir. Organik yapıları nedeniyle, özellikle odun aletler, birkaç örnek hariç, zaman akımı içinde çürüyüp, yok oluşmuşlardır. Gerek kültürlerin karakteristik çizgileri, gerek değişen çevre koşulları dikkate alınarak Paleolitik, Avrupa için alt, orta, üst Paleolitik; buluntuları Avrupadan 1 milyon yıl daha eskiye inen Afrika için ise arkaik, alt, orta ve üst Paleolitik olmak üzere dört ana evreye ayrılmıştır.

Tarihöncesi uygarlığının gelişme sürecinde, kültürel evrelerin en uzunu ve buzul çağlarının kültürel karşılığı olan; insanlığın ilk ortaya çıkışından, MÖ yaklaşık 10.000 yıl öncesine kadar süren arkeolojik çağ. Bu çağda çaytaşı, çakmaktaşı, hayvan kemikleri ve ağaç gibi doğal maddelerden yapılan ilk aletlerin kullanılmaya başlandığı ve insanların mağara, kaya sığınağı gibi yerlerde “büyük gruplar”/”kalabalık aileler” biçiminde yaşadıkları bilinmektedir. Paleolitik insan, besinini avcılık ve toplayıcılık yoluyla tüketime hazır olarak sağlamakta; kendisi besin üretmemekteydi. Ateş, bu çağda bulunmuş ve çiğ yenemeyen besinleri pişirmeye, ısınmaya, yırtıcı hayvanlardan korunmaya yaramıştır. Mağara ve kaya sığınaklarının duvarlarına çizilen resimler yine bu çağın belirgin özelliklerindendir. Paleolitik Alt, Orta ve Üst olmak üzere üç alt döneme ayrılmaktadır. Epipaleolitik Çağ ise, doğayı denetimi altına almaya başlayan insanın, besi üretimine geçişinin hemen öncesinde yer alan çağdır.

Alt Paleolitik Dönem

Alt Paleolitik, günümüzden yaklaşık 2.5 milyon yıl ilâ 200 bin yıl öncesini kapsayan dönemdir. Bu dönemde Homo habilis (ve Homo rudolfensis), Homo erectus (ve Homo ergaster) ve Homo heidelbergensis olarak adlandırılan ilk insanlar yaşamışlardır. Bu dönemde, en eski taş alet teknolojileri olan Oldowan ve Acheulean teknolojileri görülür.

Orta Paleolitik Dönem

Günümüzden yaklaşık 200 bin ilâ 40 bin yıl öncesinde yaşanmıştır. Bu dönemde Homo neanderthalensis yaşamıştır. Bu dönemin alet teknolojisine ise Mousterian adı verilir.

Üst Paleolitik ve Epipaleolitik Dönem

Günümüzden yaklaşık 40 bin ilâ 12 bin yıl önceki dönemdir. Bu dönemde Homo sapiensler yaşamıştır. Üst Paleolitik dönemde Aurignacian, Gravettian, Solutrean ve Magdalanian kültürleri ve ilk sanat ürünleri görülür. Üst Paleolitik Dönem insanlarının ava çıkmadan önce, avın iyi geçmesi amacıyla bu resimlerin bulunduğu yerlerde büyüsel ayinler yaptıkları tahmin edilmektedir. Üst Paleolitik Dönem’de mağara resimleri dışında taştan, fildişinden ve kilden küçük heykelcikler de yapılmıştır. Üst Paleolitik Dönem’de mağara resimleri dışında taştan, fildişinden ve kilden küçük heykelcikler de yapılmıştır. Üst Paleolitik’te artık “alet üreten aletler” yapılmaya başlanmıştır. Bazı taş aletler özelleşmiş bir işlevle, kemik aletlerin yapımında kullanılmak amacıyla üretilmişlerdir. Öte yandan makro aletlerin yanı sıra “mikrolit” denilen ve bir gövdeye raptedilerek kompozit olarak kullanılan, boyu 5 cm.den küçük aletler de üretilmeye başlanmıştır. Bu aletler Epi-paleolitik ve Mezolitik Çağlarda artış ve çeşitlenme göstereceklerdir.

Paleolitik Çağın Özellikleri

  • İnsanlık tarihinin en uzun devresidir.
  • Bu devri yaşayan insan toplulukları ilkel bir göçebe hayat sürmüşlerdir.
  • Ağaç kovuklarında, mağaralarda ve nehir yataklarında yaşamışlardır. İnsanlar tabiatta hazır bulduklarıyla, avcılık ve balıkçılıkla geçinmişlerdir(avcı ve toplayıcı).
  • İnsanlar bu dönemin başlarında doğada bulunan taş, kemik ve ağaç gibi malzemeleri doğal halleriyle işlemeden kullanmışlardır. Ancak zamanla taşı yontarak daha kullanışlı araç gereçler yapmaya başlamışlardır. Bu dönemde görülen en yaygın aletler çakmak taşı, kemik ve ağaçlardan yapılan kesici ve delici silahlardır.
  • Bu dönemde yaşayan insanlar mağara duvarlarına duygu vyeni taş devrie düşüncelerini anlatan çeşitli resimler yapmışlardır.

  • Dünyada Paleolitik Döneme ait ilk izlere İspanya’daki Altamira, Fransa’da Laskö mağaralarında rastlanmıştır.

Paleolitik çağdan kalma bir çok taş ve kemikten yapılmış aletlere rastlanmaktadır.Bu aletler yaklaşık 2,5 milyon yıl önceye ait olup ilk doğu Afrika’da ele geçmiştir. Bu ilk taş alet kültürünün adı Oldowan’dır. Onu Acheul kültürü izler. Bu dönemde çeşitli insan türleri bir arada yaşamıştır. Ancak Afrika dışına ilk çıkan, Homo erectus’tur. Alt Paleolitik Çağ’da, genellikle Homo erectus’un yaptığı kültürler egemenken, Orta Paleolitik Çağ’da Neanderthaller ortaya çıkarlar. Ateşin yaygın kullanımı ve denetimi, mızrak gibi fırlatmalı aletlerin ortaya çıktığı dönem, Orta Paleolitik Çağ’dır. Üst Paleolitik Çağ ise, yaklaşık 35 bin yıl önce başlar. Bu çağda etkin olan insan türü, modern insan olan Homo sapiens’tir.

Bu çağda, mağara duvarlarına yapılmış resimler ve taşınabilir figürinlerden oluşmuş sanata Avrupa da rastlanılmaktadır. Ateş, bu çağda bulunmuş ve çiğ yenemeyen besinleri pişirmeye, ısınmaya, yırtıcı hayvanlardan korunmaya yaramıştır. Mağara ve kaya sığınaklarının duvarlarına çizilen resimler yine bu çağın belirgin özelliklerindendir. Epipaleolitik Çağ ise, doğayı denetimi altına almaya başlayan insanın, besi üretimine geçişinin hemen öncesinde yer alan çağdır. Anadolu ve Trakya için ise, bugüne kadar bilinen 212 Paleolitik/Epipaleolitik yerleşme arasında Yarımburgaz (İstanbul) ve Karain (Antalya) mağaraları, bu çağı en iyi yansıtan yerleşmelerdir.

PALEOLİTİK ÇAĞ YAŞAM ŞEKLİ VE TAŞ ALET ENDÜSTRİSİ

Alt Paleolitik devrin insanları, beyin kapasiteleriyle orantılı olarak kendilerini vahşi hayvanlardan korumak, beslenmek, avlanmak için ve zaman zaman da kendi aralarındaki mücadelelerde kullanmak üzere birtakım basit taş aletler yapmaya başlamışlardır. Genellikle doğanın kendilerine sunduğu taşları, ya daha sert olan başka taşlarla yontarak işlemişler, ya da doğal halde çevrelerinde bulunan ve çok az bir rötuşla alet haline gelebilen parçaları kullanmışlardır. Alt Paleolitik süresince oldukça ılımlı geçen iklim Orta Paleolitik’de kurumaya, sertleşmeye ve giderek bol kar yağışıyla belirgin yeni bir buzullaşmaya dönmesi, insanın yaşayışı ve teknolojisinde bir dizi değişiklikler meydana getirmiştir. Bu teknolojik değişikliğin en belirgin yanı, yonga endüstrisinde kendini gösterir.

Alt Paleolitik’in kaba taş alet (iki yüzeyli) ve yongalarının yerini oldukça düzenli bir şekilde yontulmuş ve kenarlarda yapılan düzeltilerle (rötuş) ve uç kazıyıcı haline sokulmuş işlenik yonga aletler alır. Bu dönemin insanları olan Homo Neanderthal’lerin, eldeki kısıtlı alet teknolojisi ile mamut, gergedan, geyik gibi büyük hayvanları avlayabilmeleri bu insanların avcılıkta ne kadar ustalaştıklarının ve hayvanları avlayabilmek için birtakım av teknik ve yöntemlerini geliştirdiklerinin bir kanıtıdır. Ayrıca bu evrede, inançlarla ilgili birtakım belirtilerin de ortaya çıktığı görülüyor. Örneğin tek, ya da çift çukurlar şeklindeki mezarlar ve bunların yanındaki – belki de besin depoları olarak yorumlanabilecek – eklentiler, Neanderthal’lerin ölü gömme eylemleri hakkında bilgi veren izlerdir. İklimin tekrar hissedilir derecede soğuduğu ve kuru hale geldiği Üst Paleolitik Çağda, Homo Neanderthal’lerin yerini modern insanın atası sayılan Homo Sapiens’ler alır. Homo Sapiensler becerili ve aktüel insana daha yakın olan insanlardır. Üst Paleolitik’de yontma teknolojisindeki gelişme dikkati çekecek bir düzeyde olup, taş işçiliği en büyük gelişmesine ulaşmıştır.

Alt Paleolitik’te, kısmen de Orta Paleolitik’te görülen klasik iki yüzeylilerin (el baltası) yerini çakmaktaşı yonga ve dilgilerin üzerine yapılmış, çeşitli tipteki aletler almıştır. Ön kazıyıcılar, taş delgiler, taş kalemler, yaprak biçimli uçlar, mekik aletler bunlardan bazılarıdır. Üst Paleolitik’in son evrelerinde ise sırtı devrik dilgiciklerin ortaya çıktığı görülüyor. Taş aletlerin yanısıra kemik ve boynuzdan yapılmış aletlerde de büyük bir artış gözlenmektedir. Esasen bu evrede taş aletler, büyük bir çoğunlukla kemik aletleri şekillendirmek için yapılmışlardır. Bu ise Üst Paleolitik’te artık alet yapan aletlerin üretildiğini göstermektedir. Üst Paleolitik Çağın önemli gelişmelerinden biri de insanların entellektüel hayatlarıyla ilgili birtakım sanat eserlerini yapmaya başlamalarıdır. Mağara duvarlarına ve çeşitli objeler üzerine yapılan boyalı resim, gravür, alçak kabartmalar ile heykelcikler, Paleolitik sanatın, Sanat Tarihi içinde oynadığı rolü bize gösterir.

TÜRKİYEDE PALEOLİTİK ÇAĞ

Türkiye’deki ilk Paleolitik buluntu 1894 yılında saptanmıştır (Chantre 1898). Bu ilk buluntudan yaklaşık 1940’lara kadar olan süreçte genel olarak yabancı araştırmacıların çeşitli yontmataş alet tespitleri söz konusudur. Bu dönem S. Harmankaya tarafından “amaçsız ve sistemsiz araştırmalar” dönemi olarak tanımlanmıştır (Harmankaya 1997). Türkiye’de Paleolitik Çağ araştırmalarının ikinci dönemi ise esasen Ankara Üniversitesi DTCF’de Antropoloji Kürsüsü’nün 1935’te kurulmasıyla başlar. Bu kürsü Şevket Aziz Kansu’nun başkanlığında kurulur, daha sonra İsmail Kılıç Kökten, Muzaffer Süleyman Şenyürek ve Enver Yaşar Bostancı gibi Türkiye’de Paleolitik Çağ arkeolojisini şekillendiren kişiler bu kürsüde çalışmaya başlar.

Yaklaşık olarak aynı yıllarda İstanbul Üniversitesi’nde Prehistorya Kürsüsü kurulmuş olsa da günümüze kadar bu kürsünün esas çalışma alanı Paleolitik’ten çok tarihöncesinin geç dönemleri (Neolitik ve sonrası) olmuştur. Harmankaya’ya göre, bu yeni dönem “amaçlı fakat sistemsiz araştırmalar” dönemidir (Harmankaya 1997), Arsebük ise bu dönemi “yıldızlar dönemi” olarak tanımlar ve yapılan çalışmaların kişilerin ön plana çıktığı, bireysel çalışmalar olduğunu belirtir. Türkiye’de Paleolitik Çağ’la ilgili son yıllardaki en önemli keşfin, Kocabaş’ta saptanan Homo erectus fosili olduğu kuşkusuzdur. Bu fosilin bulunması Denizli’de Paleolitik Çağ’a yönelik sistematik yüzey araştırmalarının başlamasına neden olmuş ve bu araştırmada Alt ve Orta Paleolitik dönemlere ait çok sayıda buluntu yeri saptanmıştır. Marmara Bölgesi de Paleolitik Çağ araştırmalarının artmakta olduğu bir bölgedir. İstanbul’da 1980’li yıllarda gerçekleştirilmiş yüzey araştırmalarının sonuçları son yıllarda yayımlanmıştır (Runnels ve Özdoğan 2001).

Bölgede kazılmış en önemli buluntu yeri olan Yarımburgaz Mağarası’nın da sonuç yayını gerçekleştirilmiştir. Doğu Anadolu Bölgesinde Paleolitik araştırmalar 2014 yılında başlamıştır. Van, Gürgürbaba Tepesi’ndeki obsidiyen kaynağıyla ilişkili olarak birçoğu hem jeolojik hem de arkeolojik olarak in situ 34 adet Alt ve Orta Paleolitik buluntu yeri açığa çıkarılmıştır. Ilısu ve Karkamış baraj alanlarında 1998-2008 yılları arasında yüzey araştırmaları gerçekleştirilmiş ve araştırmalarda jeomorfolojik yapının arkeolojik buluntularla ilişkisi de araştırılmıştır. Bu, Türkiye’de gerçekleştirilmiş en uzun süreli sistematik Paleolitik yüzey araştırmalarından biridir. Paleolitik Türkiye arkeolojisinin 1970’li yıllardan sonraki dönemini kapsamaktadır. K. Kökten’in 1969-1972 yıllar arasında Keban Baraj Gölü suları altında kalacak alanda Enerli Mevkii, Eşkinisefine, Ağın Deresi, Madler Mevkii, Aktaş, Çiftlik ve diğer buluntu yerlerinde [Kökten 1971a,1971b,1972,1974,1976], M. Özdoğan’ın 1977 yılında Karakaya ve Atatürk Baraj Gölü alanında Gri Memo, Hasimerte, Çekiş Sırtı, Uluk, Anep Sırtı, Salahan ve diğer buluntu yerlerinde [Özdoğan 1977] yaptığı yüzey araştırmaları bu tip araştırmalara öncü olmuştur.

Daha sonra I. Yalçınkaya’nın 1982 yılında Samsat Şehremuz vadisinde [Yalçınkaya 1984], 1984 yılında Batı Toroslar’da [Yalçınkaya 1986], 1987 yılında Fırat Nehri’nin Adıyaman ve Malatya il sınırları içinde kalan kısmında [Yalçınkaya 1987], M. Özdoğan’ın ise 1980 yılından bu yana Trakya ve Marmara Bölgesi’nde [Özdoğan 1982,1983a,1983b,1984,1985, 1986a,1986c,1988a,1989,1990a,1991] sistemli yüzey araştırmalarına devam ettiğini görmekteyiz. 1986-1987 yıllarında Gaziantep yöresinde A. Minzoni- Deroche’un jeomorfologlarla beraber yaptığı araştırma, Güneydoğu Anadolu’nun özellikle Alt ve Orta Paleolitik Çağ’larına ışık tutmuştur [Minzoni-Deroche 1988a,1989]. 1980 yılından itibaren de G. Algaze ve M. Rosenberg tarafından yürütülen, Dicle ve kollarında yapılan barajların suları altında kalacak alanlardaki yüzey araştırması Anadolu’nun bu az bilinen yöresinde Paleolitik Çağ konaklama yerlerinin varlığını ortaya çıkarmıştır.

KAYNAKLAR:

-Prof. Dr. Işın YALÇINKAYA, Eski Anadolu Uygarlıkları, Paleolitik Çağ.

-Dr. Savaş Harmankaya, Türkiye Paleolitik Araştırmaları Üzerine Bir Değerlendirme.

-Dinçer, B., 2019 “Türkiye’de Paleolitik Çağ Arkeolojisinin Geleceği”, Arkeoloji ve Sanat 158 (2018): 1-22.

BERNAMEGEH UYARI: Yazıların izinsiz kopyalanması ve Web Sitelerinde yayınlanması kesinlikle yasaktır. Hakkınızda yasal işlemlerin başlatılabileceğini lütfen unutmayın!

AYRICA BAKIN

Mardin Midyat Yeraltı Şehrinin Sırrı Nedir?

Midyat’ta mağarada başlayan kazı, devasa bir yer altı şehrine doğru ilerliyor. Mardin’in Midyat ilçesinde içinde …

error: LÜTFEN KOPYALAMAYIN OKUYUN!