ŞEYH RIZA TALABANİ

ŞEYH RIZA TALABANİ KİMDİR

Şeyh Rıza Talabani (1835-1910)

Şeyh Rıza Talabani (Soranice: شێخ ڕەزای تاڵەبانی; d. 1835, Kerkük – ö. 1910, Süleymaniye), Kürt şair. Talabani Kürtçe, Türkçe, Farsça ve Arapça şiirler yazmıştır. Şiirlerinin çoğu hiciv ve yaratıcı aşağılamalardan oluşur.

Türk Edebiyatında ilk hiciv örnekleri 14. yüzyılın sonlarında görülür. Bunlar İran Edebiyatı örnek alınarak söylenmiştir. Türk Edebiyatında Şeyhî, Cafer Çelebi, Zâtî, Nef’î, Bahâî, Nevâî, Kânî, Sürûrî, Kâzım Paşa, Ziyâ Paşa, Eşref, Bağdatlı Rûhî, Neyzen Tevfik, Halit Nihat Boztepe hiciv dalında önemli eserler vermişlerdir. Bu çalışmamızda, Kerkük şairlerinden 19. yüzyılın başarılı şairlerinden biri olan Kürt kökenli Şeyh Rızâ Talebânî’yi ele aldık. Kürt edebiyat tarihlerinin ve antolojilerinin tümünde yer alan Şeyh Rızâ Talebânî’den ilk söz eden Türk edebiyatı tarihçisi İbnülemin Mahmud Kemal İnal’dır. Yazar, Son Asrın Türk Şairleri adlı üç ciltlik antolojik çalışmasını hazırlarken, Süleyman Nazif aracılığıyla Rızâ Talebânî’nin oğlu Mülkiye Kaymakamı Hâlis Efendi ile görüşür. Vadettiği hâlde babasının özgeçmişini ve şiirlerini yollamaz, daha sonra da vefat eder. Görüştüğü Şeyh Rızâ’nın damadı şair Mehmed Râsih Bey de yeterli bilgiyi veremez.

Şeyh Rızâ, 1832 yılında Kerkük sancağına bağlı Çemçemal nahiyesinin Çirih köyünde doğdu. Şiirde önceleri Lâmi, daha sonra gerçek adı olan Rızâ’yı mahlas olarak kullandı. İlk tahsilini babasından aldı. Medrese tahsilini Kerkük’ün tanınmış bilginlerinin yanında tamamladı. Talebânî aşiretinin önde gelenlerinden Şeyh Abdurrahman Hâlis’in en küçük oğludur.

Şeyh Abdurrahman Hâlis 1797-1858 yılları arasında yaşamıştır. Kâdirî tarîkatı Hâlisiyye şubesinin kurucusudur. Hz. Mevlânâ’nın Mesnevî’sinin ilk on sekiz beytinin manzum olarak şerhini yapmıştır. Bu eser tasavvufî şiirleri ile birlikte
basılmıştır. Eserinin ismi: Kitabü’l-Meârif fî Şerh-i Mesnevî-i Şerif’tir. Bir diğer eseri ise, Behcetü’l-Esrâr Tercümesi’dir. Şeyh Abdülkâdir Geylânî’nin menkıbelerini anlatan bu kitap Şeyh Nur Ali Bahş tarafından Arapça olarak yazılmış, Şeyh Abdurrahman tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Talebân ailesinin dedeleri olan Molla Mahmûd Zengene, Kerkük’te bugün Talebânîyye Tekkesi olarak bilinen Kâdirî tarîkatına ait bir tekke kurmuştur. İnsanlar tekkenin kurulduğu bu mahalleye bugün (Berteke) yani Tekke Önü adını vermektedirler. Şeyh Rızâ Talebânî bu mahallede
yetişmiş ve burada eğitim öğretim görmüştür ki onun şiirleri ve seçtiği konular üzerinde Kerkük şehriyle birlikte bu tekke de etkili olmuştur.

Selahadin Üniversitesinin öğretim görevlerinden Dr. Muhamed Ahmed Said , Şeyh Riza Talabani’nin Koyî’den önce Kerkük’e eğitimi için gittiğini, Seyid Muhamed Bilax ve Haci Mela Abdullah Said Hilmi’nin yanında Arapça dersleri aldıktan sonra Koyî’ye gittiğini yazıyor.(Şêx Reza Talabani, le Nêwan Stayîş û Daşorîn da, Kovarî Rodar, hejmar 53, sayfa 39) Daha öncede vurguladığım gibi Şeyh Riza Talabani Koyî’den sonra Suleymaniye’deki “Mizgeftî Gewre” de eğitimini sürdürüyor.

Şeyh Rıza Türkçe eğitimini “Mizgeftî Gewre” de yapıyor. Dr. Maruf Xeznadar “ Şeyh Riza’nın babası Şeyh Abdulrahaman kendisinden sonra Kerkük’deki Kadiri Talabani Tekkesinin başına geçmesi onu özel bir eğitimden geçirdiğini” yazıyor.(Dr. Maruf Xaznedar, Şêx Reza(1837-1910) Jiyan û Şîîrî le Rûyî Ruxsar û Naverokewe, Rodar, sayfa 4) Şeyh Riza eğitimini tamamladıktan sonra İstanbul’a bir sefer yapmak istiyor. Dr. Xaznedar’a göre Şeyh Riza Talalabani 1856 yılında, Dr. Said’e göre ise 1860 yılında İstanbul’a ilk ziyaretini yapıyor. Şeyh Riza İstanbul’da iki yıl kalıyor. Şeyh Riza bu ziyareti esnasında İstanbul’da bazı devlet adamı ve aydınlarla tanışıyor. Burada 2 yıl kadar kaldıktan sonra tekrar Kerkük’e döndü. Büyük kardeşi Şeyh Ali ile geçinemediğinden, Koya’da bulunan amcasının yanına gitti.

Bu arada Şeyh Rıza’nın babası vefat etmiş, Şeyh Riza büyük kardeşi babasının yerine Kerkük’teki Talabani Tekkesinin başına geçmişti. Ayrıca Dr. Xaznedar’ın aktardığına göre Şeyh Ali “Xiriç ve Talaban köylerini Şeyh Riza’ya bırakmış” fakat, “Qerehesen, Leylan ve Talabani tekkesinin çevresindeki tüm mülkiyetleri kendisi almıştı” diyor. Bu durum ister istemez iki kardeş arasında sorun oluyor. O dönemler Şeyh Riza’nın bazı şiirleri halk arasında ses vermiş ve bölgedeki bir çok Kürd ileri gelenleri Şeyh Ali’yi destekleyerek Şeyh Riza’yı dıştalama yoluna gidiyorlar.

Aslında Şeyh Ali Şeyh Rıza’ya haksızlık etmiş ve babasından kalan mal ve mülkleri adil bir şekilde paylaşmamıştı. Bu esnada Şeyh Ali Talabani Şeyh Riza’nın sert hicivlerine hedef olmaya başlıyor. İki kardeş arasındaki sorunlardan sonra Şeyh Riza Kerkük’ü terkediyor ve Koyi şehrine gidiyor. Şeyh Riza’nın dayısı o dönem Koyî’deki Kadiri Tekkesinin murşidi idi.. Şeyh Riza’nın amacı dayısından para alıp İstanbul’a gitmekti. Dayısı Şeyh Riza’yı çok sıcak karşılıyor ve hatta kızını ona vermek istiyor. Fakat ilişkileri bozuluyor. Şeyh Riza dayısı Xafur’a ve onun oğlu Reşid’e karşı Xaznedar’ın söylemiyle “en sert ve en açık hicivleri yazıyor”.(M. Xaznedar, age , sayfa 4) Şeyh Riza Koyî’de 6 ay kaldıktan sonra yeniden Kerkük’e dönüyor. Bir süre sonra Şeyh Riza Kerkük’ü terkediyor ve 1866 yılında İstanbul’a ikinci seferini yapıyor. Sayın Mehmet Bayrak “Ünlü Kürt Şairi Şeyh Rıza Talaban ve Türkçe Şiirleri“ adlı makalesinde Şeyh Riza’nın “Kerkük’de eğitim gördükten sonra, hac ziyaretini yaparak İstanbul’a gider” diyor. Fakat bu bilgi yanlıştır.

Şeyh Riza ne birinci ve ne de ikinci İstanbul ziyareti sırasında hacı ziyaret ederek İstanbul’a gitmiyor. Daha sonra değineceğim gibi o İstanbul’dan haca gidiyor. Şeyh Riza Talabani 1866 yılında İstanbul’a gittikten sonra Osmanlı devletinin en üst kademelerinden görev yapan bir çok şahsiyetin yanı sıra Osmanlı aydınları ve o dönem İstanbul’da bulunan bir çok Kürd şahsiyeti ile tanışıyor ve onlarla dostluk kuruyor. Şeyh Riza’nın bu esnada yakın ilişki içinde olduğu şahsiyetlerden biri, Sultan Abdulaziz döneminde Sadr-i Azamlık görevini yapan ve aynı zamanda bir edebiyat dostu olan Yusuf Kamil Paşadır. Şeyh Riza Talabani, Yusuf Kamil Paşa’nın maddi durumları iyi olmayan şair ve yazarların konaklanması için kurduğu “Darulkamil”de bir süre kalıyor. Bu arada Baban Mîrliğinin yıkılmasında sonra İstanbul’da yaşıyan ve aynı zamanda Şeyh Riza Talabani’nin dostu olan Ahmed Paşa Baban ile iyi ilişkileri vardı.

1874’te Kerkük’e dönünce, bir süre tarımla uğraştı. 1900’de büyük kardeşi Şeyh Ali tarafından Bağdat Meydan Mahallesindeki Kâdirîler Tekkesi’ne post-nişîn olarak tayin edildi. Böylece Bağdat’a giderek, oraya yerleşti.

Ahmed Paşa Baban bir ara hastalığından dolayı Paris’te kalmıştı ve Osmanlı devletinin Yemen valiliğini yapmıştı. Yine 1921 yılında İstanbul’da basıma verdiği “ Encumani Edibani Kurd”ın yazarı Miralay Emin Fevzi ile çok sıkı ve sarsılmaz dostluğu vardı. Mısır’da hüküm süren Mehmed Ali Paşa’nın ailesinden İbrahim Paşa’nın oğlu Mustafa Fazıl Paşa yakın bağları vardı, onun çocuklarına Farsça dil dersleri veriyordu. Yine bu arada bir kaç defa vezir olan Sami Paşa’nın oğlu Suci Paşa ile bağları vardı. Ayrıca o dönem İstanbul’da yaşıyan Kürd şairlerinden Mehemed Mihri Kerkukî ve Xeyali Hewlêrî ile dostlukları vardı. Şeyh Riza’nın Türk şair ve yazarı Namık Kemal ve arkadaşı Ziya Paşa ile arkadaşlığı ve edebiyat ilişkileri vardı.

Bazen de atıştıkları da olmuştu. Berberibaşızade Fuad bey’e göre “ Namık Kemal ile Newres arasındaki çelişki, Yusuf Kamil Paşa’nın konağında şair Kerküklü Şeyh Riza ile Namık Kemal’in bir mübahaselerinde Nevres’in Şeyh Riza’nın tarafını tutmasından ileri gelmiştir” (Namık Kemal’ın Hususi Mektupları -1- Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara-1967 sayfa 406)

Şeyh Rıza Talabani 13 Ocak 1909 tarihinde Bağdat’ta vefat etti ve Şeyh Abddülkâdir Geylânî Türbesinin haziresine gömüldü. Vasiyeti üzerine Farsça olarak yazdığı bir kıt’ası mezar taşına kazınmıştır.

Türkçesi şöyledir:

Ey Allahın elçisi ne olur Ashabulkehf köpeği gibi
Senin sahabelerinin cemaatinde cennete girsem
O köpeğin cennete benimse cehenneme gitmem caiz midir
O Ashabıkehfin köpeği bense senin Ashabının köpeğiyim.

Kudretli ve fıtrî (yaradılıştan) bir şair olan Şeyh Rızâ, zekâ ve yetenek bakımından ender yetişen değerlerdendir. İrticalen söylediği şiirlerin sayısı, tesbit edilen şiirlerinden daha çoktur. Halk arasında daha çok müstehcen şiirleri yaygın olmakla beraber, kendisini yakından tanıyanlar, onu vakur ve muhterem bir kişi olarak tanımaktadırlar. Lâfını asla esirgemeyen Şeyh Rızâ, hiciv alanında çekinmez ve saygı kurallarını tanımaz bir mizaca sahipti. İstediğini över, istediğini yerin dibine geçirirdi. Kendisi için de söylediği şu beyit, belki de hiç kimsenin alınmaması için
ifâde edilmişti:

İstese eyler sitâyiş istese eyler hecâ
Lâubâlîdir Rızânın meşreb-i rindânesi.

Şeyh Rıza Talabani Şiirleri

Bu şafak kim feleğin lekke-i damanıdır

Paymal etdiği mazlumların kanıdır

Ah-ı mazlum, nesim-i çemen-i mefhareti

Dehen-i zahm-i ciğer, gonca-i handanıdır

Üstüne konmuş esed, sırtına binmiş seretan

Ruz u şeb melabe-i âlem-i hayvanidir

Geç bu ikbal-i cihandan ne saadet umulur

Bu binadan ki sitem âzam-ı erkânıdır

Ger bu vahşiler ise nutfe-i âba-i felek

Medeniyet sıfat-ı ğul –i beyabanidir

Bir (bok)un göksüne cevherli nişanlar dikilir

Ki filan memleketin koca kumandanıdır

Bir ……surğani eder postnişini irşad

Sanki Veysal Karani’nin zübde-i akranıdır

Bül… kelb-i Haleb mahlası nâpâki iken

Şimdi (Şeyhuluzma) turre-i unvanıdır

Böyle mahsul-i zina hain-i mader behata

Rahnecu-yi nesebi Hazret-i Geylani’dir

II

Haberin var mı alınmış, ne alınmış? Rüşvet

Alınan şey ne imiş? Lira; kim almış? Hey’et

Hey’etin adı nedir? Daire- i Adliye

Anı icad edenin ruhuna yüzbin lânet

Kaç aded lira alınmış acaba? Yüz elli

Sikke-i halisa üstünde yazılmış duribet

Bilmedik kimler imiş rüşvet alanlar? Heyhat

Gidişinden bilinir hâin-i mülk-ü millet

Biri Müstantik efendi, biri Çingâne reis

Öbürün söyleyemem, söyle babana rahmet

Hazret-i daver-i ekrem Mutasarrıf Paşa

Eşeğin başını tut, Hamza’ya geldi nöbet

Otuzun Ragıb alıp, yuttu yirmisin Emin

Yüzünü, söylediğim zat-ı veliyyün-nimet

En büyük hisse bu aldı yine hoşnud değil

Hepsini almadığından çeker ah-ı hasret

Hisse vermek bana da lâzım iken hakk-ı sükut

Vermedi, ağzımı zannetti kapanmış zimmet

Çoğunun adı yazılmıştı bu kumpanyada

Almadı fasık-ı mahrum gibi hiçbir kısmet

Adı defterde, özü haib ü hasir biri ben

Bir de Musul’da olan Vali-i âli himmet

Söyle mafat-ı tedarikte bulunsun yoksa

Anı ibret ederim hicv ile amma ibret (1)

Acaba aldı kumandan dahi bir şey? Haşa!

Var mı dünyada kumandan gibi sahib- iffet (2)

2-

“Namus arayan kimse hecâdan hazer eyler
Şairler ile hoş geçinür def’-i şer eyler
Te’hîr-i maaşım sana bir fâide vermez
Ey Ey mâni’-i rızkım bakalım kim zarar eyler”
(Namus arayan kimse, hicivden sakınır.
Şairler ile hoş geçinip kötülüğü def eder.
Maaşımı ertelemek sana bir fayda sağlamaz.
Rızkımı engelleyen, bakalım kim zarar eder.

3-

“GENÇ ADAM ZAHİDE BAŞVURDU

Bütün gönlüyle katılmak için tarikata
Genç adam bir gün Zahid’e başvurdu
Zahid dedi ki: “Delikanlı, iyi hoş ama
Ben inancımı bir pula satalı bir yıl oldu!

MÜFTÜNÜN EVİ
Herkes bilir müftünün evi ne yandadır Kadı’nın evi ne yanda
Yoksulun biriyim ben, ne yanda olduğum kimin umurunda

ŞEYHLER
Şeyhler yatsı namazında uyuklamazlar tabii
Sizin gibi sabahın köründe kalkmıyorlar ki” (Ataol Behramoğlu çevirisi.)

Sanatçı-siyasetçi ilişkileri tarih boyunca inişli çıkışlıdır Şeyh Rıza’nın hiciv konusunda diğer şairlerden ayrılan en önemli özelliği, hiçbir zorunluluk yokken hicve başvurmasıdır. Hiciv, onda bir üslup özelliğidir.. Şairin sitayişleri ile koruma ve kollama, hicivleri ile de sürgünler, zorluklar yaşadığı muhakkaktır. Şeyh Rıza, Kanun-ı Esasi’nin ilanından sonra kaleme sarılır ve der:

Bîçare adalet ki yıkılmıştı binası
Birden içine s…çtı
Kanûn-i Esasî Kanûn-i ilahî var iken yani Şerîat
Kanûn hezeyândır çı siyasî çı esasî.

Musul’a vali olarak atanan ve yaşı epeyce ilerlemiş olan Arif Paşa için hem idareyi hem de valiyi hicveder:

Yaşı yüzden mütecaviz ne ider bir vali
Işte bundan bozulur memleketin hali
Mülk ihyasına bir meyiti eyler memur
Aferin kuvve-i idrakine bab-ı âli.

KAYNAKLAR:

-TALEBÂNÎ, Mükerrem, Şeyh Rızâ-yı Talebânî, 2. Baskı, Aras Basım Evi ve Yayınları, Erbil, 2010.

-RESÜL, İzeddin Mustafa, Şeyh Rızâ-yı Talebânî, 2. Baskı, Aras Basım Evi ve Yayınları, Erbil, 2010.

-MUSTAFA, Şükûr, Divâni Şeyh Rızâ-yı Talebânî, 2. Baskı, Aras Basım Evi ve Yayınları, Erbil, 2010.

-BAYRAK, Mehmet, Kürdoloji Belgeleri II, Özge Yay., Ankara, 2004.

-AHMET, Takane, Şeyh Rızâ’yı Talebânî, Edebi İnceleme, 2. Baskı, Aras Basım Evi ve Yayınları, Erbil, 2010.

-JUMAA QADİR MOHAMEED, ŞEYH RIZÂ TALEBÂNÎ’NİN TÜRKÇE ŞİİRLERİ.

-SALİH UÇAK, ŞEYH RIZA TALABANİ’NİN TÜRKÇE ŞİİRLERİNDE SOSYAL VE SİYASİ HİCİV.

-Ataol Behramoğlu, Özdemir İnce; Dünya Şiir Antolojisi, Pozitif Yayınları, 2008.

BERNAMEGEH

UYARI: Yazıların izinsiz kopyalanması ve Web Sitelerinde yayınlanması kesinlikle yasaktır. Hakkınızda yasal işlemlerin başlatılabileceğini lütfen unutmayın!

AYRICA BAKIN

Mardin Midyat Yeraltı Şehrinin Sırrı Nedir?

Midyat’ta mağarada başlayan kazı, devasa bir yer altı şehrine doğru ilerliyor. Mardin’in Midyat ilçesinde içinde …

error: LÜTFEN KOPYALAMAYIN OKUYUN!