SULTAN HIDIR

SULTAN HIDIR EFSANESİ

Efsanenin geçtiği yer Dersime bağlı Pertek ilçesinin Dorutay (Zeve) köyüdür. Sultan Hıdır bu köyde yaşayan yaşlı bir zattır. Köyde bulunan Üryan Hızır da denilen Sultan Hıdır’ın Türbesi halk için önemli bir ziyaretgah yeridir. Herkesin derdine deva bulmak için gittiği bu ziyaretgah bölge halkının kültür hazinesinde önemli bir inanç durağıdır.

Köy il merkezine 70 km, Pertek ilçesine 17 km uzaklıktadır. Köyün eski ismi Zeve’dir. Türkiye Cumhuriyeti kayıtlarında “Zive” olarak da yer alan köyün adı değiştirilmiş ve 1960 yılı nüfus sayımından itibaren günümüzdeki adıyla kayıtlarda yer almaya başlamıştır.

Pertek nüfusu 15 bine yakın olan Dersimi’in şirin bir ilçesidir. İlçede Hayvancılık, tarım ve Keban Baraj Gölü üzerindeki feribot işletmeciliği ilçeye önemli bir ekonomik getiri sağlamaktadır. Arpa, buğday, şeker pancarı ve nohut gibi tarım faaliyetlerinin yanı sıra, süt, peynir, kırmızı et, bal ve yumurta üretimiyle hayvancılık, ilçe ekonomisinin başlıca gelir kaynağıdır.

Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde şehrin isminin Moğolca karakuş anlamına gelen “per-teng” den geldiğini iddia ederek şöyle yazmıştır:

Pertek kalesi üzerinde tunçtan bir karakuş heykeli vardır. Her yıl Nevruz gününde, kanat çırpıp bütün Ekrad (Kürtler) ve Mığdisi kavimlerini bu şehrin pazarına toplamak için işaret verirmiş. Bunun içinde bu şehre Pertek denirmiş, Halid Bin Velid bu şehri ele geçirince bu heykeli yıkmış ancak kalenin üzerinde heykelin yeri hala belli olmaktadır.”

1916’da Tunceli vilayeti kurulunca Tunceli’nin ilçesi durumuna gelen Pertek, 1937 yılında diğer ilçelerle birlikte Elazığ’dan yönetilmeye başlanmıştır. 1947’de Tunceli’nin tekrar il olarak teşekkülü ile birlikte Pertek de diğer ilçelerle birlikte Tunceli ilinin bir ilçesi durumuna gelmiştir.

Aşağıda size bu Pertek efsanenin iki farklı versiyonunu sunuyoruz:

VERSİYON-1

Rivayet edilir ki, Sultan Gölü yakınlarında yaşlı bir adam yaşarmış. Birgün Sultan Alaeddin Paşa, ordusu ile Pertek’in Dorutay köyü yakınlarında geçerken Sultan Gölü kıyısında gecelemeye karar vermiş. Çadırlar kurulurken, gözcülerden
biri Sultan Alaeddin’in yanına gelerek, ileride bir ışık gördüklerini söylemiş. Sultanın emri üzerine giden askerler eski bir çadırın içindeki yaşlı bir adamı alıp Sultanın huzuruna götürmek istemişler. Adının Hıdır olduğunu söyleyen
ihtiyar, gitmek istememiş ve Sultanın fakirhanesini şereflendirmesini istemiş. “İyi ama Sultan yalnız değil, vezirler ve kumandanlar var. Nasıl ağırlayacaksın” demişler. İhtiyar, “Tanrı misafiri, umduğunu değil, bulduğunu yer” diyerek, isteğini tekrarlamış. Olup biteni askerlerinden dinleyen Sultan Alaeddin, kendisini davet eden ihtiyarı merak edip ihtiyarın çadırına gitmiş.

İhtiyar, Sultanı seccadenin üstüne davet etmiş. Seccadede boş kalan yere sırasıyla vezirler ve kumandanlaroturmuş ama gene de seccadenin bir tarafı boş kalmış. Hayretler içinde kalan Sultan, “ayağa kalkın” diye talimat verince bakmış ki, seccade küçük; otur talimatı karşısında da kimsenin yerde olmadığını fark etmiş. Biraz sonra ihtiyarın güveçte bir miktar sıcak aş getirdiğini gören Sultan, “Baba Erenler, bunu hangimiz yiyeceğiz” diye sormuş. İhtiyar da, “besmeleyle başlayın, inşallah hepimize yeter” diye cevap vermiş. Başlamışlar yemeye. Herkes doymuş.

Sultan atlarının aç olduğunu söyleyince, direğe asılı dağarcıktan almalarını istemiş. Bütün atlara arpa verildiği halde arpanın bitmediğini gören Sultan, ermiş ve keramet sahibi olduğunu anlayınca askerlerinden güvenilir olan üç ya da beşini ihtiyara yardımcı olmak üzere bırakmış. Bu üç askerin Resul, Munzur ve Delil olduğu; Sultan Hıdır ölene dek
O’na hürmet ettikleri rivayet edilmektedir. Bugünkü Dorutay köyünde yaşayanların bu üç askerin soyundan geldikleri ve Resulan, Delilan ve Munzuran olarak adlandırdıkları söylenmektedir. Türbesi de Selçuklu Sultanı tarafından
yapılan Sultan Hıdır Türbesi, ziyarete açıktır.

 

VERSÎYON-2

Sultan Hıdır Efsanesi çok bilinen Dersim efsanelerindendir. Yorumsuz haliyle okuyucularımız için hazırladık:

Rivayet edilir ki , bugünkü Dersim’in Pertek ilçesine bagli Merkez Dorutay köyü yakinlarinda yasli bir zat yasarmis. O tarihlerde bunlarin, buralarin kumandani olan Alâeddin Paşa ordusu ile birlikte buralarin denetimini yaparken aksam olur ve Dorutay köyü yakinlarindaki sultan gölü mevkiinde geceyi geçirmeye karar verir.

Çadirlar kurullur , yerlesme baslar. O sirada Sultan Alâeddin’in yanina gelen gözcülerden biri “Sultanim su ileride çadira benzer bir sey ve içinde bir isik hüzmesi var ” der . Sultan Alâeddin de; gidin bakin bakalim. Kimler varsa gelip bana bilgi verin der. Iki tane atli asker bu çadirin yanina gönderilir. Askerler gelip bakarlar ki bir eski çadir ve bu çadirin içinde yasli bir zattan baska kimse yok. Askerler sorarlar:
-Ihtiyar kimsin sen? burada ne isin var? ihtiyar:
-Gördügünüz gibi bir ben-i Ademim, adim Sultan Hidir’dir der. Bir toprak güvecim , bir seccadem ve bir de atima yedirmek için bir miktar arpam var Askerler:
-Biz Sultan Alâeddin’in askerleriyiz , seni sultanimiza götürmek istiyoruz , deyince bu defa ihtiyar , buralara kadar zahmet edip gelen sultaniniza söyleyiniz buyursun misafirim olsun. Fakirhanemize seref versin.
-Iyi ama gelecek olan koca bir sultan. Yaninda bir hayli vezir , vezirâzam ve kumandalari var. Bunlari oturtmak için halin bile yok. Hem kaldi ki koca ordu, gelince ekmek ister , as ister . Bunlari nasil agirlarsin? Iyisi mi biz seni oraya huzura götürelim. Ihtiyar:-Tanri misafiri umdugunu degil buldugunu yer. Yüce Allahin izini ile mahçup olmayiz. Buyursunlar gelsinler diye cevap verir.

Askerler geri döner , durumu Sultan Alâeddin Keykubat’a anlatirlar. Alâeddin Keykubat da bu ihtiyari merak eder ve ertesi gün ihtiyari ziyare eder. Çadira gelir gelmez ihtiyar nezaketle sultani selâmlar ve altina seccadesini serer. Her gelen bu seccadeye oturur, fakat seccadenin bir kenari daima bos kalir. Sultan Alâeddin hayretler içinde kalir ve hayretini gizlemez , durumunu ögrenmek için seccadeye oturan vezir , kumandan ve askerlerine bir komutla “Ayaga kalk” der. Herkes ayaga kalkar. Sultan bakar ki yerde küçücük bir seccade var. “Otur” diye emir verir. Bakar ki yerde oturan kimse yok . Herkes seccadenin üzerinde oturmus. Hayretler içinde kalirsa da sesini çikarmaz.
Biraz sonra yasli adam topraktan yapilmis güvecin içerisinde bir miktar as oldugu halde Sultan Alâeddin’in önüne birakir. Sultan:
-Baba erenler , bunu hangimiz yiyecegiz?
Ihtiyar da; Sultanim Besmele ile baslayin yemeye insallah hepinize kadar yetecek vardir. Diye cevap verir.

Sultan Alâeddin ve yanindakiler baslarlar yemegi yemeye , küçük güvecin içerisindeki yemek bütün askerler tarafindan yenilir. Herkesin karni doyar. Fakat yemek bit türlü bitmez. Sonra direkte asili bulunan dagarcik’in(kuzu ve oglak derisinin tabaklanmis, kurutulmus ismi) içindeki arpadan atlara arpa dagitmaya baslar. Bütün atlara arpa verildigi halde dagarciktaki arpanin hala bitmedigi görülür.
Sultan Alâeddin bu zatin ermis ve keramet sahibi bir zat oldugunu anlar ve ona: -Sen burada yalniz basina yasli bir ihtiyar olarak zor yasarsin. Ben sana askerlerimin içerisinden akilli, dürüst , itaatkâr asker verecegim. Bunlar ölünceye kadar senin emrinde ve hizmetinde olacaklar , der , 3 veya 5 askeri ve bulundugu bölgeyi de vakif olarak kendisine birakir ve vedalasarak ayrilirlar.

Rivayet olunur ki Sultan Alâeddin’in biraktigi 3 askerin isimleri Resul , Munzur ve Delil’dir. Bunlar yasli Sultan Hidir’in ölünceye kadar ona hürmet ve itaatte kusur etmezler. Sultan Hidir öldügü zaman Dorutay köyünün güneyinde ve köyün alt tarafinda fakirlik denen mevkiiye defnedilir. Ancak burasi köylüler tarafinfan temiz tutulmaz. Gübre dökülür , hayvanlarin yatak yeri yapilir.
Bir süre sonra bir Cuma gecesinin sabahinda bir de bakarlar ki oradaki mezar bugünkü Dorutay (eski ismi ile Zeve) köyünün ortasinda bulunan yüksek tepenin üzerine gelmis ve buradaki ulu agacin altinda mekân kilmistir. Bilahare üzerine Selçuklu Sultani tarafindan bugünkü türbesi yapilmistir.

BERNAMEGEH

UYARI: Yazıların izinsiz kopyalanması ve Web Sitelerinde yayınlanması kesinlikle yasaktır. Hakkınızda yasal işlemlerin başlatılabileceğini lütfen unutmayın!

AYRICA BAKIN

SERGEY MİRONOVİÇ KİROV

SERGEY MİRONOVİÇ KİROV KİMDİR

Sergey Mironoviç Kirov, 27 Mart 1886  yılında Vyatsk guberniyasının Urjum kentinde fakir bir ailenin çocuğu …

error: LÜTFEN KOPYALAMAYIN OKUYUN!