SİYABEND Û XECÊ

SİYABEND Û XECÊ DESTANI

Destanlar ait oldukları toplumların ortak değerlerini, kurallarını ve yaşam biçimlerini içererek o milletlerin geçmişini temsil ettiğinden milli özellikler taşımaktadır. Ancak bununla birlikte bu türün her zaman gerçekleri aktarmadığını unutmamak gerekir çünkü bu anlatılarda toplumlar idealleştirdikleri bir gerçeği yansıtma gayretinde olurlar.

Kürt destanlarınında diğer dünya destanları gibi özellikleri ortaktır. Bu özellikleri şöyle sıralamak gerekirse:

  1. Toplumları derinden etkileyen ve iz bırakan bir olay sonrasında oluşmuşlardır.
  2. Milli özellikler taşıdığından ait olduğu toplumun tüm özelliklerini yansıtır.
  3. Halkın ortak malı olan destanlar anonimdir.
  4. Sözlü gelenek yoluyla gelecek kuşaklara aktarımı sağlanmıştır.
  5. Hem sözlü olması hem de halkın idealleştirme gayretinden dolayı olağanüstü özellikler taşır.
  6. Genellikle manzum yani şiir şeklinde anlatılmışlardır.
  7. Ait olduğu toplumda herkesin anlayabileceği bir şekilde sade bir dile sahiptir.
  8. Kahramanlar seçkin kişilerden oluşur ve bu kişiler olağanüstü özelliklerle kuşatılır.
  9. Genellikle savaş, yiğitlik, doğa ve aşk gibi temalar işlenmektedir.
  10. Tüm dünyada bu türün kökeni Yunaca “Epope” kelimesine dayanmaktadır.
  11. Destanlar doğal ve yapay olmak üzere iki başlıkta incelenmektedir.

Siyabend û Xecê Destanının Konusu

 

Destanın halk arasındaki adı Siyabendê Sîlivi ve Xecê Zerê olarak geçmektedir. Destanda birbirini seven ama geleneksel değerler yüzünden bir türlü kavuşamayan iki gencin acıklı ve dramatik öyküsü ele alınmıştır. Destanın başkahramanı Siyabend, Silîva köyünün muhtarının yeğenidir. Babası ve annesi kendisi henüz iki yaşında iken ölen
Siyabend, amcasının yanında büyür; ama on üç yaşına geldiğinde köyün çocuklarını kümeslerden tavuk ve yumurta çalmaya zorlayarak köylüleri tedirgin eder. Muhtar olan amcası onu evinden kovunca köyün çıkışındaki çöplükte kendisine derme çatma bir baraka yapan Siyabend, bir gün bir ağaca yıldırım çarptığını görür. Yarılan ağaca yaklaştığında yıldırımın halen ağaçta saplanmış bir biçimde durduğunu görür ve onu söküp demircilere götürür, kendisine iki silah yaptırır. Daha sonra Xecê adlı güzeller güzeli kızı görür görmez âşık olur. Tüm aşk efsanelerinde olduğu gibi Siyabend ve Xecê’nin de kavuşmalarına engel olan birileri vardır.

Yoksul olduğu için hor görülen Siyabend’e sevdiği kız verilmeyince oda kaçırarak muradına ermeye çalışır. Xece’yi alır ve Süphan dağının dik kayalıklarındaki mağaralara götürür.

Siyabend’in uykuya daldığı sırada gelene seslere kulak kabartan Xecê, arkalarından koşan güzel bir erkek geyiği, öndeki iri geyiğin dişi geyiğe yaklaştırmadığını görerek gözyaşlarına boğulur. Gözyaşı Siyabend’in alnına düşer. Xecê uyanan Siyabend’e ağlamasına sebep olan geyikleri anlatır.

Siyabend yanından geçen geyiği fark edemediği için Xecê’nin gözyaşlarından kendini sorumlu tutar. Kılıcını, ok ve yayını kuşanır geyiklerin peşine düşer. Geyikleri görür. Tam okunu atacağı sırada başka bir geyik Siyabend’in sırtına boynuzunu geçirir. Siyabend uçurumdan aşağı yuvarlanır, sırtından girip göğsünden çıkan bir dal parçasının üzerine düşer. Xecê meraklanır ve Siyabend’i aramaya koyulur. Acılar içinde bulduğu Siyabend’in can çekişmekte olduğunu görerek çılgına döner.

Daha fazla dayanamayan Siyabend can verir. Siyabendsiz yaşayamayacağını düşünen Xecê’de kendisini uçurumdan aşağı bırakararak canına kıyar.

Destana göre Xecê, Siyabendin göğsüne saplanan dalın üzerine düşer ve cansız bir şekilde kavuşurlar.

Siyabend û Xecê Destanının Geçtiği Yer

Siyabend û Xecê, Süphan Dağı ile özdeşleşmiş bir destandır. Kimi yörelerde Siyabend için Sîh Ehmedê Silivî ismi kullanılır.

Destan Ahlat’a bağlı Süphan dağının eteklerindeki bir köyde geçmektedir. Van Gölü’nün Kuzey tarafından Adilcevaz, Erciş ve Patnos arasında yer alır.

Ahlat, Van Gölü’nün kuzeybatısında 22.000 nüfuslu Bitlis iline bağlı bir ilçe. Kuzeyinde Muş iline bağlı Bulanık ve Malazgirt ilçeleri, batısında Muş ili, güneyinde Van Gölü, güneybatısında Tatvan ve Bitlis, doğusunda ise yine Van Gölü ve Adilcevaz ilçesiyle sınırlıdır.

Büyük Ağrı (5137 m) ve Cilo Dağından (Uludoruk-4135m) sonra Türkiye’nin üçüncü en yüksek dağı olan Süphan dağı, Van gölünün kuzeyinde Malazgirt dolaylarında yükselir, en yüksek zirvesi 4058 metre yükseklikteki Sandıktepe’dir. Bu dağın zirve kesiminde 1 km çapında bir son püskürme lav tümseği ve bu tümseğin tepesindeki düzlükte genişçe küçük buzul gölleri bulunan bir de kalderası bulunmaktadır.

Siyabend û Xecê Destanının Hikayesi

Süphan dağı’nın kuş uçmaz kervan geçmez yamaçlarında avcı bir genç gezinirdi. Adı Siyabend’di. Aslen Silivi köyündendi. Bu yüzden her kes ona Silivi’li Siyabend derdi. Avcıların içinde en cesaretli en atılgan en yakışıklı olan Siyabend’in gönlü Xecê’de idi. Xecê de oldukça güzel bir kızdı. Güzelliği bölgede herkesin dilinde idi. Görenler ondan başka bir şey konuşmaz, tüm sohbetlerin tek konusu idi. Yakışıklı olması Siyabendin Xecê’yi istemesine yetmiyor, fukaralık boynunu büküyordu. Bu nedenle Xecê’yi isteyemiyor, aşkı ile için için yanıyordu. Çünkü Xecê’nin başlığı dönemin en yüksek bedeli idi ve bu da Siyabend’in gücünün çok ötesinde idi.

Ama ne yazıkki fakirdi. Ne Xecê’nin babasının isteyeceği başlığı verebilir ne de bu konuda adım atabilirdi. İkisi de dengbêj idiler. Gizli gizli buluşur yüreklerindeki yangını bir nebze olsun söndürürlerdi. Siyabend buluşmalarında, başını Xecê’nin dizine yatırır, karşılıklı stran söylerdi. bazen söz Xecê’nin başlığından açılınca da, Xecê ağlardı. Siyabend xecênin ellerine sarılır, gönlünü alırdı.

Aradan bir kaç yıl geçer. Xecê’nin başlığını ödeyemeyecek durumda olan Siyabend, babası Xecêyi bir bey oğluna verir endişesi ile kaçırmaya karar verir. Süphan dağının derin vadilerinin kendilerini koruyup kollayacağını bildiklerinden, O’na sığınırlar. Üç gün hiç bir sorun yaşamadan herkesten uzak kavuşmanın tadını çıkarırlar.

Siyabend şirin uykuda iken Xece, tam o sırada bir sesle irkilir. O yöne baktığında üç geyiğin bir dişi geyiği kovaladığını görür. Bu durumu gören Xecê: çirkin zulmünün hayvanlarda da egemen olduğunu düşünür. Ağlar. Göz yaşları al yanaklarından çenesine süzülür. Yalnız bir damla siyabend’in alnına düşer.

Xecê’nin ağladığını görünce sorar.

“Xecê, neden ağlıyorsun. Yoksa benimle kaçtığına pişman mısın? Eğer öyle ise, Allah şahit ve eski yiğitlerin kavli olsun ki, şu ana kadar sana elimi sürmedim. Kardeş ve bacı gibi birlikte kaldık. Pişmanlık duyuyorsan seni hemen baba evine geri götüreyim. ”

Xecê :
“Nasıl böyle bir söz söylersin siyabend. Ben azrailin sineme çöktüğü güne kadar seninleyim. Ne pişmanlığı? Bunu da nereden çıkardın?

Siyabend :
– Öyleyse neden ağlıyorsun?

Xecê :
-Biraz önce çirkin bir geyik çok güzel bir geyiği önüne katmış götürüyordu. O kadar güzel geyikler vardiki ardında ama o çirkin geyik hiç birini o güzel geyiğe yaklaştırmıyordu. Diğer güzel geyikler korkularından yanaşamıyorlardı bile. Hele içinde bir vardı ki tıpkı sana benzettim. Bu yüzden tutamayıp kendimi ağladım.

Siyabend :
– Söyle bakayım hangi tarafa gittiler ?

Xecê parmağı ile işaret eder :
– İşte şu tarafa gittiler.

Kılıcını, ok ve yayını kuşanır geyiklerin peşine düşer. Geyikleri görür. Tam okunu atacağı sırada başka bir geyik Siyabend’in sırtına boynuzunu geçirir. Siyabend uçurumdan aşağı yuvarlanır, sırtından girip göğsünden çıkan bir dal parçasının üzerine düşer. Xecê meraklanır ve Siyabend’i aramaya koyulur. Acılar içinde bulduğu Siyabend’in can çekişmekte olduğunu görerek çılgına döner.

Daha fazla dayanamayan Siyabend can verir. Siyabendsiz yaşayamayacağını düşünen Xecê’de kendini uçurumdan aşağı bırakararak canına kıyar.

İşte o an dengbej gökyüzüne sesini katar:

Xecê dedi:
— Kurbanın olayım Siyabend, seni sevmekten başka şey yok içimde,
Bak ne anlatacağım; bugün on iki yaban koyunu gördüm gözlerimle,
Biri koyun, diğer on bir tanesi koçtular,
İçlerinde bir koç vardı; kısa ama capcanlı, iri yarı,
Kocaman boynuzlarında tam on iki boğum sıralı,
Bir koyun yüzünden on koçu karşısına aldı, vurup kovdu onları,
Bu durum, bana olan aşkından, senin birçok yiğidi karşına almanı
andırdı,

Gülesim geldi ve dedim ki kendi kendime:
Aynen sevgilim Siyabend gibi gümüş renginde okları ve yayı var.
Siyabend dedi:
— Xecê ben nice yerler gezdim gördüm de
Görmedim benim gibi yiğit ve pehlivan olanını yeryüzünde
O koçu bana benzettin ya, şimdi gözlerinle göreceksin
Her nerede olursa olsun yakalayıp akşam yemeği yapacağım ikimize
Sevgilini kendi gözlerinle gör.

Siyabend ayakkabılarını giyip, gümüş renkli yayını ve ak takımını aldı
Hızlı hızlı yaban koyunlarının peşine düştü
Şurada mı yoksa burada mı diye bu on iki hayvanlık sürüyü aradı
Yaban koyunlarıysa avcılarından habersiz otlanıyorlardı
Siyabend baktı ki kısa boylu, canlı, iri yarı
Ve boynuzları on iki boğumlu olan koç
Sürünün tek koyunuyla birlikte bir kenardaydılar

Siyabend okunu yaya yerleştirdi ve gerip koçun üstüne fırlattı
Hayvanın sağ yanından giren ok çıktı sol tarafından
Sağa sola yalpalayarak böğürmeye başladı koç
Kaçıştı dört bir yana diğer hayvanlar onu öylece bırakarak
Siyabend gelip koçun başında durdu
Sonra onu bacağından tutup sürüklemeye koyuldu
Yol kenarında yüksek bir kayaya kadar çekti
Bu yüksek kayanın üstüne boşaltacaktı hayvanın kanını
Ki gelip geçen kervancılar kendi gözleriyle görsünler diye
Nitekim hayvanın boynunu bükmek için ayaklarıyla boynuzuna
bastırdı
Yaralı bedeni henüz sıcaktı koçun, arada bir çırpınıyordu da
Derken birden bire boynuzlarıyla Siyabend’in uyluğuna vurunca
Süphan’ın tepesindeki o kayadan kırk metre aşağı düşürdü onu
Bir kızılcık ağacına çakılı kaldı Siyabend’in gövdesi

Siyabend dedi:
— Ah felek, bugün bana ne kadar hain davrandın!
(…)
1. Süphan Dağı nerededir, haritadan bulup gösteriniz.
2. Destandaki koç ile destanın başkahramanı Siyabend arasında
Xecê’nin gözünden nasıl bir benzerlik kurulmuştur?

Sinema Filmi Olarak Siyabend û Xecê Destanı

1991 yılında Şahin Gök’ün yönetmenliğini yaptığı filmde Siyabend’i Tarık Akan, Xecê’yi ise Mine Çayıroğlu oynamıştı. Senaryosunu Hüseyin Erdem’in yazdığı filmde hikâye dengbêjlerin anlatımlarına göre biraz farklılık göstermektedir. Film “sakıncalı” görülerek gösterimleri engellenmiştir.

1991’de OHAL sürerken, Van-Çatak’ta çekilen Siyabend u Xece’nin yapımcısı Senar Turgut çekimin son haftasında gözaltına alınır ve film ekibi dağılmak zorunda kalır. Ekipten iki kişi filmin negatiflerini gizlice Almanya’ya kaçırmayı başarır. Demokratik açılım süreciyle birlikte, 20 yıl sonra tekrar Türkiye’de gösterilir.

Filmin oyuncu kadrosunun Kürtçeyi yeterli derecede konuşamaması nedeniyle film Kürtçe çekilememiş, fakat Kütçe dublaj yapılmıştır. Kürt filmi diye çekilen bir çok filmde Kürtçenin olmaması apayrı düşündüren bir nokta. Milli bir sinemanın diliyle varolması gerçeği orta yerde dururken, nerdeyse çekilen her filmde Türkçe dili kullanılmıştır. Buda Kürt sineması mı yada Türk sinemasımı adı altında apayrı tartışmaları beraberinde getirmiştir.

Oyuncular

  • Tarık Akan – Siyabend
  • Mine Çayıroğlu – Xece
  • Yaman Okay – Qeda
  • Murat Soydan – Bezirgan
  • Mesut Çakarlı – Küçük Siyabend
  • Menderes Samancılar – Siyabend’in amcası
  • Kazım Kartal – Ağa
  • Duygu Ankara – Siyabend’in yengesi
  • Yılmaz Erdoğan – Xece’nin abisi
  • Hülya Erçel – Siyabend’in annesi
  • Orsel Sonat
  • Metin Çekmez – Hesinkar
  • Cengiz Sezici – Siyabend’in abisi
  • Mustafa Suphi Baltacı – Bezirgan

 

Bernamegeh Türkçe

UYARI: Yazıların izinsiz kopyalanması ve Web Sitelerinde yayınlanması kesinlikle yasaktır. Hakkınızda yasal işlemlerin başlatılabileceğini lütfen unutmayın!

AYRICA BAKIN

NACİ KUTLAY

NACİ KUTLAY’IN HAYATI VE ESERLERİ

M. Naci Kutlay, 10 Ağustos 1931 tarihinde Ağrı’nın Tendürek Köyü’nde dünyaya geldi.  İlkokulu ve ortaokulun …

error: LÜTFEN KOPYALAMAYIN OKUYUN!