PEKMEZ KOKULU KADINLAR / ROGER ACUN

Gün doğmak üzeredir, sancılı şafakların çığlıklarından belli. Etrafa dökülen ışık selinin yavaş yavaş sürüklediği karanlığın çözülmesinden belli.Kiminiz, geceyi hırıltılı bir ölüm sessizliğinde geçirdiniz. Kiminiz, lime lime umutların peşinden koştunuz sabaha dek.Cesaretinizin yırtıklarını, korkularınızla yamadınız.

Bir kadının hayalini aradınız kireçli duvarlarda. Boş yataklara çöken loşluğun zikzaklı çizgilerini takip ettiniz donuk bakışlarla bir şizofren gibi. Aynaların şeffaf derinliklerine hapsettiğiniz ruhlarınızı kurtarmak için didinip durdunuz saniyelerin sinsi kaçışlarına inat.

Yüzündeki çirkinliği makyajla örtmüş bir kadını öptünüz. Dudaklarınızda yapaylığın tadı kaldı. Tatların en iğrenci… Ve mideniz bulandı belki de. Bütün kadınlara küfrettiniz. Yeryüzünün bütün çirkin kadınlarının doğal çirkinliklerinde dişiliği kıskıvrak yakalamanın yollarını aradınız.

Birileri, gıcırdayan yatakların savruk notaları eşliğiinde çılgınca sevişti. Çiftleşmenin, aslında tekleşme olduğunu haykırdı birileri. Dede yadigârı gramofonlardan erotik nağmeler yükseldi. Ruhunuz, o nağmelerin davetkâr seslerine karışıp gitti.

Yanınızdan ince tül geceliği vücuduna yapışmış bir kadın kalktı. kıvırcık saçlarınızı okşayıp kulağınıza edepsiz sözler fısıldadı. Siz, gece sizinle beraber aynı anda kaç milyon kişinin sevişmiş olabileceğini sordunuz. O, size seviştiğiniz saatlerde kaç bin kişinin ölmüş yahut öldürülmüş olabileceğini sordu. Uzun süre düşünceli düşünceli birbirinize baktınız cevap beklemeksizin.

Gün doğmak üzeredir, sancılı şafakların çığlıklarından belli. Etrafa dökülen ışık selinin yavaş yavaş sürüklediği karanlığın çözülmesinden belli. Gün akşamlıdır, derler; gcelerse sabahlara gebe.

Güz, pekmez kokusuyla uğurluyor sizi; kadının biri, kanınıza giriyor akşam kızıllığında. İliklerinize dek yandığınızı hissediyorsunuz. Bir dosta sığınır gibi bir kaleme ve kâğıda sarılıyorsunuz. Kanayan kalbinizin mürekkebini damıttığınız kâğıtlar, o kadın için yazdığınız sevda sözleriyle dolu.

Köylü kadınlar, bebelerinikundaklara nasıl sarıyorsa siz de öyle sarmalıyorsunuz sevdanızı kağıtlara. Köylü kadınların bebeleri, o kundaklarda filizleniyor, sizinse sevdalarınız  büsbütün  unutuluyor, köreliyor, örseleniyor.

Bir gün o kağıtları açtığınızda ortalarında  kocaman bir kan lekesi  görüyorsunuz. Kelimelerin biri, birini yemiş, semiz bir sivri sinek gibi patlamış işkembesi en büyük kelimenin.

Siz, sadece bir kadını seviyorsunuz ve bütün yazdıklarınızı onun için yazıyorsunuz. Yazılarınız, bütün kadınların ruhlarını gıdıklıyor ama o bütünün içinde asla  sevdiğiniz kadın yok.

Bir bağbozumudur yaşanır içinizde. Pekmez kokulu kadınların gözyaşlarını kaynatır yüreğiniz. Yüzünüze resmi çizilmiş, kanınıza giren kadının. Bazen kendinizden sıyrılıp o oluveriyorsunuz, dallanıp budaklanıyor kahrınız. Bütün kadınları seversiniz ve bazı kadınlar, sizi sever ama sevdiğiniz kadın, “bütün bazılar”dan tümüyle uzakta. Kadınları seversiniz ama sevdiğiniz kadını bir başka seversiniz.

Pekmez kokulu kadının biri, kanınıza girer güz akşamlarının kızıllığında. İliklerinize dek yandığınızı hissedersiniz, kınınızdan kılıcınızı çekersiniz ve o kadın, kınınızdan  çektiğiniz kılıçla kalbinizi yaralar, kanınız karışır bağbozumu pekmezlere. Üzümün şiresi aşkın şırasına dönüşür güz gecelerinin serinliğinde.

Güz mevsiminde her köyde, biraz pekmez kokar kadınlar. Belki de bu yüzden güz, kadınlara en çok yakışan mevsimdir. Şarabi bakışlı, üzüm gözlülerin mevsimi güz; pekmez kokulu kadınlarla bir başka güzeldir.

*Dicle Üniv. Sosyal Bilimler Enstitüsü Kürt Dili ve Kültürü / Doktora Öğrencisi

BERNAMEGEH

UYARI: Yazıların izinsiz kopyalanması ve Web Sitelerinde yayınlanması kesinlikle yasaktır. Hakkınızda yasal işlemlerin başlatılabileceğini lütfen unutmayın!

AYRICA BAKIN

Melis Alphan Kimdir Hayatı

Gazeteci Melis Alphan, 15 Kasım 1978 tarihinde İzmir’de dünyaya geldi. Özel İzmir Amerikan Koleji ve …

error: LÜTFEN KOPYALAMAYIN OKUYUN!