BİTLİS’İN YETİŞTİRDİĞİ ALİM, YAZAR VE ÖNEMLİ ŞAHSİYETLER

İlin ismi Makedonya Kralı Büyük İskender’in şehirdeki kaleyi yaptırttığı komutanlarından Bedlis’ten gelmektedir. Tarihsel yapıların ağırlıkta olduğu bir vadi içinde kurulduğundan “Vadideki Güzel Şehir” diye anılır.

Bitlis M.Ö. 1400 yıllarından itibaren Urartular’ın yerleşim alanıydı.M.Ö. 1280 yılında Asur Krallarından I. Salmanassar devrinden sonra, Van Gölü çevresindeki dağlık alanlara yerleşen Urartular, MÖ11. yüzyıla kadar Urartular’ın yurdu olmaya devam etmiş ve 7. Yüzyıla kadar Asurlalar, 6. Yüzyıla kadar ise Medler’in yönetimi altında kalmıştır.

Bitlis, daha sonra Pers Krallığı’nın kurulması ile 2. Darius tarafından ele geçirilmiştir. MÖ 4. yüzyılda Makedonya Kralı Büyük İskender’in yönetimi altına giren ve MS 2. yüzyılda Roma İmparatoru Trajan tarafından ele geçirilen Bitlis, 7. yüzyıla kadar Doğu Roma yönetiminde kaldı.

13. Yüzyılda Eyyübiler ve daha sonra Harzemşahlar ve Moğollar’ın saldırısına uğrayan ve 1514 yılındaki Çaldıran Muharebesi’yle Osmanlı egemenliğine giren Bitlis, Osmanlı İmparatorluğu’nun idaresi altında girdi. I. Dünya Savaşı esnasında bir süre Çarlık Rusya’nın işgali altında kalan Bitlis, Cumhuriyet’in ilanından sonra il yapıldı. Bitlis adını Bedlis’ten almıştır.

Bitlis’i, güneyden Siirt, batıdan Muş, kuzeyden Ağrı illeri ve doğudan Van Gölü çevreler. Bitlis, Kaleleri ve İslam eserleriyle önemli bir ildir.

Bitlis’in Yetiştirdiği Önemli Şahsiyetler

1 – Mevlana Abdurrahim-i Bitlisi

Hakkında Şerefname’nin haricinde başka bir kaynakta izahat bulunamamıştır. Kendileri Bitlislidir. Hangi tarihler içinde yaşamış olduğu bilinmemektedir. Metali (Mantık) kitabına son aşama güzel bir izahat yazmıştır. Ayrıca gerek mantık ve gerekse meani (Arap edebiyatının bir kolu) mevzularında eserler yazmıştır. Yazdığı mantık kitapları, İslam Alimleri içinde meşhurdur.

2 – Mevlana Muhammed Berkal’i

Hakkında fazla bir bilgi bulunamamıştır. Hangi tarihler içinde yaşamış olduğu kati bilinmemekle birlikte, Şerefname’nin Yazarı Şeref Han döneminde ve Bitlis’te yaşamış olduğu bilinmektedir. Çünkü, Hubaysi (mantık) ve Hindi kitaplarını Emir Şeref adına yazmıştır. Ancak Bitlis’te yaşamış olduğu bilinmektedir. Kendileri erdem sahibi bir şahıs olup, fıkıh, hadis ve mantık bilimleri branşında yetişmiştir.

3 – Mehmed Bini Ali Bin El Hüseyin-ül Hilati

Doğum zamanı kati olarak bilinmemektedir. 1276 senesinde vefat eylemiştir. Türk Dünyası’nın en büyük hukukçularındandır. Kavid-üş-şer ve Zevabid-ül aslolan vel’l-füru isimli eseri bulunmaktadır. Bir zaman Kahire’de kadılık yapmış olduğu söylenmektedir.

4 – Fahrettin Ahlati

Bitlis’te yaşamış bir Astronomdur. 1260 senesinde İlhanlı Devleti’nin kurucusu Hülagi Han’ın, İran’ın Mera şehrinde (Van hududunun yanında) yaptırdığı rasathanede öteki Türk alimleri ile birlikte çalışmıştır. Bu rasathanenin en büyük özellikleri, 12 burcu göstermiş olması, güneşin doğumundan batışına kadar geçen zaman zarfında, pencerelerinden giren ışıklar temel alınarak saatin tespit edilmesidir.

5 – İbrahim Bini Abdullah-ül Hilati

1242 senesinde Bitlis’te doğmuş, 1322 yılının Kasım ayında 80 yaşlarında iken vefat etmiştir. Hayatının büyük bölümü İran ve Mısır’da geçmiştir. Lacivert renk boyayı bulmakla ün kazanmıştır. Tıp ve kimya sahalarında marifetleri bulunup, bu ilimlerin önde gelenlerindendir.

6 – Şeyh Tahir-i Gürgi

Halk içinde ve birtakım kaynaklarda Şeyh Tahir-i Gürci – Şeyh Tahir-i Kürdi olarak malum bu zatın kimlikteki adı; Şeyh Ebu Tahir-i Gürgi’dir. Hangi tarihler içinde yaşamış olduğu kati olarak bilinmemektedir. Ancak; üstünde bulunan Taş Sandukanın mimari yapısının Ahlat’taki sanduka kabir mimarisinde bulunması sebebiyle bu zatın Akkoyunlu, Karakoyunlu yada Altınordu Devleti zamanında yaşamış olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca yanında; birtakım kaynaklarda öğrencisi olduğu rivayet edilen Mevlana Hüsamettin-i Ali-ül Bitlisi’nin mezarının bulunması, bu zatın Fatih Sultan Mehmet ve II. Bayezıt dönemlerin de yaşamış olduğu tahmin edilmektedir.

7 – Mevlana Hüsameddin-i Ali-ül Bitlisi

İdrisi-i Bitlisi’nin babasıdır. Kaynaklar İdris-i Bitlisi’yi anlatırken; “Kamil Mevlana Hüsameddin Oğlu İdris-i Bitlisi” diye bahsetmektedirler. Hangi tarihte doğduğu kati olarak bilinmemektedir. 1495 senesinde Bitlis’te vefat etmiştir. Mezarı, Zeydan Mahallesi, Kureyşi Camisi arkasındaki türbededir. Bu türbenin içerisine girildiğinde sağ tarafta Taş Sanduka da Şeyh Tahir-i Gürgi, sol tarafta ise tek parça halinde yere yatık halde mermerden yapılma Mevlana Hüsameddin’in mezarları bulunmaktadır. Şeyh Tahir-i Gürgi’nin, İdris’in büyükbabası ve Mevlana Hüsameddin-i Ali-ul Bitlisi’nin ise babası olduğu birtakım kaynaklarda belirtilmektedir.

Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan’ın hizmetinde bulunmuş, bu devletin başşehri olan Diyarbakır da Uzun Hasan’ın sarayında divan katipliği yapmıştır. Daha sonrasında Akkoyunlu Devletinin Başşehri Diyarbakır’dan Tebriz’e taşınınca bu zat da Tebriz’e gitmiştir. Orada bir müddet Molla Caminin sohbetlerine katılmış ve 1495 senesinde vefat etmiştir. Bitlis Emirlerinden Abdal Han, bu zat için Zeydan Mahallesi’nde yukarıda zikredilen türbeyi yapmıştır. Mevlana Hüsameddin, bilgin ve erdem sahibi bir kimse olup, daha oldukca Mutasavvıf olarak ün salmıştır.

Çok iyi Arapça bilen bu zat, tasavvuf ve tefsir mevzularında birtakım eserler yazmıştır. Tefsirle alakalı olarak Arapça İşaret-ül Menzili’l-Küttab isminde 2 ciltlik bir tefsiri bulunmaktadır. Bu yaratı Edirne de Sultan Selim Kütüphanesindedir. Şeyh Abdurezak El-Kaşâni’nin İstilahât-ı Sufiyye isminde kitabını şerh eylemiştir. Bu eserin bir nüshası, Manisa Muradiye kütüphanesindedir. Ayrıca Tebrizli Şeyh Mahmud-i Şebistari’nin Gülşen-i Râz isminde Farsça esere de şerh yazmıştır. Bu eserin bir nüshası Üsküdar’da Selimiye Kütüphanesindedir.

8 – Mevlana İdris-i Bitlisi

Mevlana Hüsameddin Ali-ül Bitlisi’nin oğlu, Ebul Fadl Mehmet Efendi’nin babasıdır. Bitlis’te doğmuştur. Bundan ötürü kendisine “İdris-i Bitlisi” yada “Bitlisli İdris” denir. Doğum zamanı kati olarak bilinmemekle birlikte, 1452 – 1457 tarihleri içinde doğduğu tahmin edilmektedir.

Esas adı İdris’tir. Tam künyesi; Mevlana Hakimeddin İdris Mevlana Hüsameddin Ali-ül Bitlisi’dir. Kendileri Mevlana – Hakimeddin lakaplarıyla anılmış, birtakım kaynaklarda ise Kemaleddin lakabı kullanılmıştır. Bir müddet Akkoyunlu Devleti’ne hizmet etmiştir. Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan’ın vefatı üstüne Oğlu Yakup Bey, 1478 tarihinde hükümdar olarak Akkoyunlu tahtına oturmuştur. Bu tarihten derhal sonrasında Mevlana İdris, Yakup Bey’in sarayına divan katibi olarak girmiştir. Yakup Bey’le birlikte yanında Azerbaycan’dan Erran’a kadar bir gezi yapmış ve “Risâle-i Hazâniyye” isminde eserini yazmıştır.

Mevlana İdris, Akkoyunlu sarayında hükümdar çocuklarına lalalık yapmıştır. Bu durumdan ötürü Hoca Saadettin, İdris-i Bitlisi’yi “Kutlu Müderris” olarak övmüştür. Osmanlı Sultanı II. Bayezid 1485 senesinde Memluklulara karşı büyük bir başarı elde etmişti. Bu başarısından ötürü Akkoyunlu Hükümdarı Yakup Bey, II. Bayezid’e bir tebrik-name göndermiş ve İdris-i Bitlisi’nin kaleme almasını istemiştir. Bu vakadan sonrasında İdris-i Bitlisi, hem Yakup Beyin ve bununla beraber II. Bayezid’in sevgi ve büyük teveccühlerini kazanmıştır.

Daha önce yazdığı tebrik-nameden etkilenen II. Bayezid, Mevlana İdris-i sarayına çayır etmişti. Şah İsmail’in bu hareketlerinden hoşlanmayan İdris, daha önce almış olduğu davete icap ederek İstanbul’a, II. Bayezid’in yanına gitmeye karar vermiştir. Tebriz’den ayrılıp Osmanlı sarayına gelen İdris’i, Sultan II. Bayezid oldukça güzel bir biçimde saygı ve hürmetle karşılamıştır. Kendilerini sarayına almış, hediyeler vererek maaş bağlamıştır. Yavuz Dönemi, İdris-i Bitlisi’nin en oldukça rağbet görmüş olduğu dönemdir. İdris-i Bitlisi bu zamanda Osmanlı siyasetinde etken bir rol üstlenmiştir.

1514 senesinde Yavuz Sultan Selim ile birlikte Şah İsmail’e karşı Çaldıran Savaşına katılmış, hatta savaştan sonrasında Tebriz’de bir müddet daha kalmış olarak halkı Osmanlı yönetimine bağlamaya çalışmıştır. Tebriz’deki Ulu Cami’de halka vaiz ve nasihatlerde bulunmuş, Tebriz’de kurulan karakol ve müşahit kuvvetlere komutanlık yapmıştır. Çaldıran Savaşı’ndan sonrasında Doğu ve Güneydoğu Anadolu vilayetlerinin Osmanlı yönetimine geçmesi için görevlendirilmiştir. İdris’in buradaki başarılardan ötürü Yavuz Sultan Selim, Bitlisli İdris’i mükafatlandırmıştır.

Kendilerine bir buyruk göndererek, Diyarbakır bölgesini kendisine vermiş, ek olarak 1516 senesinde Yavuz tarafınca ihdas edilen ve merkezi Diyarbakır olan Arap Kazaskerliği rütbesiyle İdris-i ödüllendirmiştir. Böylece Bitlisli İdris, Osmanlı’nın en büyük rütbesi olan Kazaskerlik rütbesi ile taltif edilmiştir. Bununla Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun yönetimi İdris-i Bitlis-i’ye verilmiştir.

İdris-i Bitlisi bu işlerle de yetinmeyerek, Yavuz Sultan Selim’in Memlûklular’e karşı verdiği siyasette de başarılar elde etmiştir. Öncelikle Musul ve Urfa’nın Memlûklular’dan alınarak Osmanlı topraklarına katılmasını sağlamıştır. Daha sonrasında Yavuz Sultan Selim’in Suriye ve Mısır seferlerine katılarak 1516 ve 1517 yıllarındaki Ridaniye ve Mercidabık Savaşlarına Sultan ile birlikte katılmıştır. Mısır’ın fethinden sonrasında bu ülkenin nasıl idare edileceği hususunda görüşlerini Yavuz’a anlatmış ve Yavuz tarafınca takdirle karşılanmıştır.

Nitekim Mısır’ın yönetilmesinde İdris’in görüşleri temel alınmıştır. İdris-i Bitlisi, yirmi yıldan fazla bir müddet Osmanlı Devleti’ne hizmet etmiştir. Mevlana İdris-i Bitlisi, ömrünün son yıllarını İstanbul’da bilimsel çalışmalara ve kitap yazmaya ayırmıştır. 18 Kasım 1520 senesinde İstanbul’da, Yavuz Sultan Selim’in vefatından kısa bir müddet sonra hakkın rahmetine kavuşmuştur.

Bütün kaynaklar ölüm yerinin İstanbul olduğunda birleşmiş, sadece ölüm zamanı hakkındaki değişik tarihler ileri sürmüşlerdir. Mevlana İdris-i Bitlisi’nin 65 – 70 sene yaşamış olduğu sanılmaktadır. İdris-i Bitlisi’nin mezarı, bugünkü Eyüp semtinde kendi adıyla anılan “İdris Köşkü” ve İdris Çeşmesi” denilen yerde muhterem kadınları Zeynep Hatun tarafınca vakfederek yaptırdığı mescidin bahçesindedir.

Bitlisi’nin Bilinen Eserleri Şunlardır:

1 – Heşt Behişt

2 – Selim – Name:

3 – Risâle-i Hazâniyye

4 – Risâletü’l-İbâ an Mevâki’i’l-Vebâ

5 – Tercüme-i Hayâtü’l-Hayavan

6 – Risâle-i Bahâriyye Yâ Râbi’a’l-Ebrar:

7 – Risâle-i fi’n-Nefs

8 – Şerh-i Haşiye-i Tecrid

9 – Münâzara-i Işk bâ Akl

10 – Râfizilere Reddiye

11 – Kenzü’l-Hafi fi Beyâni Makamati’s-Sûf

12 – Mir’ât’l – Uşşak

13 – Tuhfe-i Dergâh-ı Âli

14 – Şerhu Fusûsi’l-Hikem

15 – Hakku’l-Musin fi Şedhi Hakki’l-Yakin

16 – Şerhu’l-Hamriyye

17 – Şerh-i Manzume-i Gülşen-i Raz

18 – Kanun-i Şahenşâh

19 – Mir’atü’l-Cemal

20 – Münâzarâtü’s-Savm ve’l-iyd

21 – Tercüme ve Tefsir-i Hadis-i Erba’in

22 – Şerhu Esrâri’s-Savm min Şerhi Esrâri’l-İbadin

23 – Risâle Der İbâhat-ı Ağâni

24 – Tercüme ve Nazm-ı Hadis-i Erba’in

25 – Hâşiye alâ Tefsir-i Beyzâvi

26 – Kasâid ve Münşa’ât ve Müraselât

27 – Mecmu’a-ı Münşa’ât

28 – El-Münşa’ât

9 – Şükri-i Bitlisi

İdris-i Bitlisi’den sonrasında ilin yetiştirdiği ikinci Şair, Tarihçi ve Devlet adamımızdır. Doğum zamanı kati olarak bilinmemektedir. Ancak, 16. yüzyılın ilk yarısında yaşadığını birtakım kaynaklardan öğrenmekteyiz. Bitlis’in yerli beylerinden olup, her sahada kendisini yetiştirmesini bilmiştir. Pek fazlaca yer gezmiş, Arapça, Türkçe, Farsça, Kürtçe, Ermenice ve Hindçe olmak suretiyle altı dil bilmektedir. Kaynaklarda kendisinden Mevlâna Şükri, Mevlâna Aşık şeklinde isimlerle de bahsedilen Şükri-i Bitlisi, tahsili sonrasında kendi ismiyle anılan Bitlis’teki Şükriye Medresesinde yapmıştır. Şuarâ Tezkiresinde Şükri-i’nin ümerâdan olduğu belirtilmektedir.

Emirlik rütbesi, Şükri-i’ye Osmanlı Devleti tarafınca verilmiş değildir. Şükri-i, yaşamış olduğu devirde muayyen bir bölgede yaşayan, her hangi bir aşiretin beyidir. Bu unvan, bu günkü aşiret reisliği ile aynı manadadır Şükri-i Bitlisi, Yavuz Sultan Selim’in 1512 senesinde tahta geçmesiyle İstanbul’a gelmiş ve padişaha bir kaside takdim etmiştir. Bu takdimden sonrasında onun özel meclisine girmiştir. Şükri-i’nin bu kasideyi takdimine mukabil olarak ayrıca padişah tarafınca, Diyarbakır taraflarında belli bir toprak parçasıyla ödüllendirilmiştir.

Şükri-i, Yavuz Sultan Selim ile İran, Kanuni Sultan Süleyman ile de Belgrad ve Rodos seferlerine katılmıştır. Şairin ölüm zamanı kati olarak bilinmemektedir. Prof. Dr. Ahmet Uğur’un, “Şair Kanuni Devri’nin başlarında vefat etmiştir” demesiyle beraber, eserini Kanuni’ye 1530 senesinde takdim ettiğine bakılırsa, bu tarihten kısa bir müddet sonra vefat etmiş olmalıdır.

Şükri-i’nin; Manzum Yemen Tarihi’nin Yazarı Molla Şihabi isminde bir oğlu vardır. İslâm-i ilimlerin tamamını bilmekte olup Kadılık, Müftülük ve Müderrislik (Üniversite Hocası) şeklinde resmi vazifeler yapmıştır. Kendisi dönemin en büyük Hatip ve Vaizleri içinde sayılmıştır. Sporla ilgilenmiş; Murat Nehrini baştan başa geçecek kadar iyi yüzme bildiği, iyi ata bindiği, ok atmakta hünerli olduğu, tambur çaldığı ve iyi bir avcı olduğu anlatılmaktadır.

En büyük eseri Selim-Name’dir. Selim-Namenin tarihi yönü dışında bir başka özelliği de; eserin Azeri ve Çağatay Türkçesi’yle yazılmasıdır. Şükri-i tarafınca yazılan Selim-Name yada Selimi-name, bir takım kaynaklarda Fütûhâtü’s-Selimiyye yada Fütûhâtü’s-Selim Han olarak da isimlendirilmektedir.

10 – Mevlana Ebul Fazl Mehmed Efendi

Ebul Fazl Mehmed Efendi, Eb’ül-Fadl Mehmed Efendi, Ebul Fadıl Mehmed Efendi, Ebul Fazl Mehmed Çelebi, Defterdar Ebul Fadl Mehmed Çelebi şeklinde adlar altında farklı kaynaklarda yer edinen bu muhterem insan, Mevlana İdris-i Bitlisi’nin oğludur. Babası gibi Alim, Fadıl, Şair, Tarihçi ve Tasavvuf ehli bir kimsedir. Doğum zamanı kati olarak bilinmemekle birlikte, XV. Yüzyılın sonlarında, XVI. yüzyılın başlarında dünyaya geldiği tahmin edilmektedir.

Babası kadar ünlü ve onun kadar bilgin olan Ebul Fazl Mehmed Efendi, Türkçe’den başka Arapça ve Farsça’yı da oldukça iyi bilmekteydi. Şiirlerinde Fazli mahlasını kullanmıştır. Babası gibi Osmanlı Devleti’ne büyük hizmetler yapmıştır. Çok genç yaşta ilimle uğraşmış ve devlet işlerinde vazife almıştır. 1511 senesinde Müeyyed-zâde’ye danışman olmuştur. Kanuni Sultan Süleyman Devrinde ilkin Divan üyeliği, sonrasında Manisa’da Müderrislik (Üniversite Hocalığı) yapmıştır.

Daha sonrasında Trablus Kadılığına atanmıştır. 1542 tarihinde İstanbul’daki Rumeli Defterdarlığına (Baş Defterdarlığa) atanmıştır. Defterdar adı buradan gelmektedir. Ölünceye kadar bu vazifede kalmış olduğu belirtilmektedir. Bazı kaynaklarda ise ölmeden önce, Defterdarlıktan istifa etmiş olduğu anlatılmaktadır. Kanuni Sultan Süleyman’ın, kanuna aykırı bir fermanı; “Şeriata aykırıdır” diyerek iki kere reddettiğini ve sonrasında istifa ettiğini kaydetmektedir. Ebul Fazl Mehmed Efendi’nin iki oğlu vardı.

Ne yazık ki bu evlatları Galata’dan kayıkla karşı sahile geçmek isterken çıkan fırtına nedeniyle kayıkları alabora olmuş ve iki kardeş suya düşerek boğulmuşlardır. Bu vaziyet karşısında büyük üzüntülere gark olan Ebul Fazl Mehmet Efendi 1574 senesinde vefat etmiştir. Ebul Fazl Mehmed Efendi, babası gibi birbirinden değerli kitaplar yazmıştır. Bu eserler (bilinenler) şunlardır:

1 – Kudumiye

2 – Halâk-i Muhsini

3 – Hulâsa-i Târih-i Vassaf

4 – Heşt Behişt Zeyli

5 – Selimşah-name

6 – Tarih-i Âl-i Osman

7 – Zahiret-ül Mülük

8 – Tarih-i Osmâni

9 – Medaric’ül-inanç fi Tercene-i Menecih’ül-İbad

10 – Ahlâk-i Muhsini Tercümesi

11 – Ceride-i Âsar ve Haride-i Ahbar

12 – Divan-i Hafız’a Nazire

13 – Mevâhibü’l-Âliyye Tercümesi

14 – Terceme-i Zahire

11 – Abdullah Bedehşan-i

16. asrın yarısında yaşamıştır. Bitlis’e, Afganistan’ın Bedehşan bölgesinden gelmiştir. Osmanlı Padişahı IV. Murat, Bağdat seferine çıkmış olduğu sırada Bitlis’e uğramış ve bu zatla tanışmıştır. IV. Murat bu şahsın ilmine ve kerametine duyduğu saygıdan ötürü Abdullah Bedehşan-i’ye iki köy vermiştir.

12 – Şeref Han

V. Şeref Han, Şaraf Al-Din, Şaraf Han, B. Şams Al-Din şeklinde farklı isimlerle anılan V. Emir Şeref Han; 1220 – 1650 yılları içinde Bitlis’te hüküm sürmüş olan Şerefhanlar sülalesinin bir mensubudur, soyları İran Kralı Kisra’ya dayanmaktadır.

Babası Emir III. Şeref, Osmanlı’ya karşı geldiğinden İran’a kaçarak Şah Tahmasb’a sığınmıştır. Osmanlı’dan taraf tasarruf takınan Şeref Han, İran Şahı Tahmasb tarafınca, Nahcivan Valiliği’ne gönderilmiştir.

Oradan III. Murad’a mektup yazarak Osmanlı’ya bağlılığını bildiren Şeref Han, Sultan III. Murad tarafınca af edilmiş, kendisine hediyeler gönderilerek Bitlis beyliği’ne atanmıştır. 1604 senesinde Bitlis’te vefat etmiştir. Mezarları Bitlis’te, kendi adları ile anılan ve kendileri tarafınca yaptırılan Şerefiye Külliyesinin avlusundaki türbenin içindedir. Kendileri Şerefname’nin yazarıdır.

Şeref Han’ın 60 yaşlarında ve 1597 tarihinde tamamladığı bu yapıt Farsça olup Doğu Anadolu’nun zamanı, beylikleri, soy kütükleri, Bitlis Beyleri ve vuku bulan vakaları anlatmaktadır. Bu yapıt, Farsça’nın haricinde Türkçe, İngilizce, Arapça ve Rusça’ya çeviri edilmiştir. Yazdığı bu eseri “Eğri Fatihi” olarak anılan Sultan III. Mehmed’e ithaf etmiştir.

13 – Şems-i Bitlisi

Şems-i Bitlisi; Abbasi soyundan gelen bir aileye dayanmaktadır. Kadiri Tarikatı silsilesinde yazılı olanlardan anladığımız kadarıyla, tanınmış İslâm öncülerinden ve Kureyş Kabilesinden Ebü’l Hasan Ali bin Muhammed bin Mevlânâ Yusuf Hazretlerinin torunlarından olan ve “İkinci Ali” olarak malum Şemseddin Ali, Anadolu’ya göç ederek ilkin Hakkari’ye, sonrasında Bitlis’e yerleşmiştir.

“Bitlis’in Güneşi” olarak bilinen Şems-i Bitlisi, 1715 tarihinde, Bitlis’in Kızılcami Mahallesinde dünyaya gelmiş, Babası Abdulğafur tarafınca “övülmüş” manasına gelen Mahmut adı verilmiştir. Şems-i Bitlisi, ilk tahsilini yedi yaşlarında babası Abdulğafur Hocadan almıştır. Kısa bir müddette Kur’an-ı Kerim’i ezberlemiş olduğu gibi, Arapça ve Farsça’yı da öğrenmiştir. Molla Abdulğafur Hoca; “Ağabeyin Hasan’ın sohbetini ve hizmetini benim hizmetim şeklinde bilesin, lafından ayrılmayasın” diyerek Şems-i Bitlisinin eğitimini tamamlaması için büyük oğlu Hacı Hasan Hoca’ya teslim etmiştir.

Ağabeyi Hacı Hasan Hocanın yanında bilhassa Tasavvuf eğitimi kabul eden Şems-i Bitlisi, kısa bir müddette olgunlaşmış, “Arifibillah” düzeye gelmiştir. Bir tarihte Bitlis’in şimdiki Güroymak kazasının Günkırı Köyü’nde üstlenen Çukur Yöresi ağaları yanlarına topladıkları eşkıya ve Yezidiler’le yol kesmeye, soygunculuğa başlamışlardır. Bitlis emiri Selim Han, bu soruna bir çözüm bulamayınca Şems-i Bitlisi’nin Hocası Abdulcelil Hocaya ve Şems-i Bitlisi’ye başvurmuştur. Yapılan görüşmeler sonunda, bu çapulcuların lafdan anlamadıkları anlaşıldığından, Selim Han’a savaşma talimatı verilmiş ve Şems-i Bitlisi de emrindeki dervişlere komutanlık yaparak bu zorbalara karşı savaşmıştır.

Bu çarpışmadan sonrasında çapulcular, tüm çaldıklarını da bırakarak kaçmak zorunda kalmışlardır. Bu olay, Şems-i Bitlisi’nin cesaretine bir örnektir. 1788 yılının Ramazan ayının 12. günü Kuşluk namazı vakti geldiğinde, hizmetinde olan dervişler her vakit icra ettikleri şeklinde Şeyhlerini uyandırmaya gelirler.

İçeriden yanıt gelmeyince içeri girmek zorunda kalmışlardır. Yatakta, yüzü kıbleye dönük olarak vefat eylediğini görmüşlerdir. Bitlis’in Güneşi olan bu ulu şahıs, 73 yaşlarında yaşamını noktalamıştır. Şems-i Bitlisi’nin cenazesi tekbir ve dualar eşliğinde kaldırılarak büyükbabası ve babasının gömülü olduğu, şimdi kendi ismiyle anılan Şems-i Bitlisi Mahallesindeki bugün ki yere defin edilmiştir. Daha sonrasında mezarının bulunmuş olduğu yere Şeyhü’l-emir tarafınca dikdörtgen biçimde bir türbe yaptırılmıştır.

14 – Hacı Hasan Şirvani

Siirt İli’nin Şirvan İlçesi’nin İskambo Köyü’ndendir. Babasının ismi Ebdal’dır. Hangi tarihte doğduğu kati olarak bilinmediği şeklinde, ne vakit Bitlis’e geldiği de bilinmemektedir. Ancak 18. asrın Bitlis’in altın çağı olması sebebiyle öteki mühim birtakım şahsiyetler şeklinde bunun da bu asırda Bitlis’e geldiği tahmin edilmektedir.

Şems-i Bitlisi’nin en yakın dostu, sırdaşı ve karındaşıdır. İnsan sevgisi ile dolu olan Şems-i Bitlisi ve Hacı Hasan Şirvani Hoca’nın dostluğu nadir rastlanan bir mükemmelliktedir. Hacı Hasan Şirvani Hoca hemen hemen 10 yaşında iken, birçok aşık ve sadıkları hayran bırakacak halde ilim öğrenmeye başlamıştır. Ergenlik çağlarında ticarete atılmış olduğu görülmektedir.

Uzun zaman bakkallık yaptıktan sonrasında bezirgânlığa başlamıştır. Aynı ticaret ahlakını bunda da göstermiştir. Hacı Hasan Şirvani Hoca, Hicri Ramazan 1202, Miladi 1788 tarihinde Bitlis’te vefat etmiştir. Türbesi; Diyarbakır yolu üzeri, Alemdar Camii karşısında, Tekel Sigara Fabrikasının altındadır. Bugün ki türbe Şerefhanlar Sülalesinden, Cevahir Hatun tarafınca yaptırılmıştır. Taştan meydana getirilen kubbenin altında başka mezarlarda bulunmaktadır. Bu zatın kabri üstünde bir sanduka olup, kitabesi yoktur.

15 – Üryan Baba (Şeyh Mahmut Üryani)

Üryan Baba’nın esas adı Mahmut olup, aslına bakarsak Ahlatlıdır. Bazı kaynaklar da ise aslolan isminin Seyyid Baba olduğu ve Peygamberimizin sülalesinden geldiği zikredilmektedir. Üryan Baba, kendisini hak yoluna adamış bir kişidir. Dünya nimetlerini bir yana bırakarak, oldukça az insanda görülen “nefis terbiyesini” kendi kişiliğinde gerçekleştirmiştir. Dünyaya sarılmadığı şeklinde, dünya malına da kıymet vermemiştir. Dünyada haiz olduğu tek malı bedenine sardığı bir abadır.

Bundan ötürü kendisine “Üryan Baba – Çıplak Baba yada Çıplak Şeyh Babo” denilmiştir. Üryan Baba Şems-i Bitlisi’nin hayranıdır. Ahlat’tan Bitlis’e giderek bu zata bağlanmış, vefatına kadar yanından ayrılmamıştır. Kısa bir müddet sonra Şems-i Bitlisi’nin sevgisini ve dostluğunu kazanan Üryan Baba, Şeyhi tarafınca büyük bir özenle yetiştirilmiştir. Şeyhinin vefatından sonrasında onun postuna oturmuş, onun yerine geçmiş, yaşamının sonuna kadar tam bir sadakatle onu temsil etmiştir.

Kendileri, Müştak Babanın yazmış olduğu esere; “Asarü’l-Müştak, Esrarü’l-Uşşak” ismini vermiştir.

16 – Müştak Baba

Müştak Baba, 1759 (H. 1172) tarihinde Bitlis’te doğmuştur. Asıl ismi Muhammed Mustafa’dır. Müştak Baba’nın kullandığı mühürde “Muhammed Mustafa Müştak-ı Didar” yazılıdır. Babası Molla İbrahim, anneleri ise Güneş Hatundur. Annelerinin nesebi, Gavs-ı Azam Seyyid Abdulkadir Geylani Hazretlerine dayanmaktadır. Müştak Baba on yaşlarındayken babasını kaybetmiş, onu büyükbabası Hacı Süleyman Hoca büyütmüştür.

İlk mektepten sonrasında 12 yaşlarında büyükbabası tarafınca Medreseye bırakılmıştır. Ancak bu yaştayken Mustafa Medreseden kaçarak sık sık saza, söze, musikiye ve şiire meyletmiştir. Medreseden kaçtığını duyan büyükbabası Süleyman Hoca onu cezalandırma yoluna gitmiştir. Dedesi, torununu beklediğinden değişik bir boyutta bulmuştur. Onun büyük bir ilim sahibi, tasavvuf ehli birisi olmasını beklerken o çalgıya, söze, şiire yönelmiştir.

Dedesi 15 yaşından itibaren torununun, bir ihtimal daha çok hürmet göstereceği bir Mürşit yanında yetişebileceğini tahmin ederek, Hersan Mahallesi’nde oturan, Bitlisin Güneşi, Şems-i Bitlisi’nin yanına vermeye karar vermiştir. Şems-i Bitlisi bununla birlikte müştak babanın amcasıdır. Bir müddet amcasının yanında ders alan Müştak Baba, amcasının tavsiyesi üstüne 20 yaşından itibaren, Hacı Hasan Şirvani Hoca’nın yanına verilmiştir. Bu zatın yanında kaç sene kalmış olduğu bilinmemektedir. Hacı Hasan Şirvani’den icazet (diploma) almıştır. Daha sonrasında Mürşitlik makamına oturarak irşada başlamıştır.

Müştak Baba, Hacı Hasan Şirvani’den ancak tasavvuf dersi almamıştır. Bir musiki hayranı olan hocasından musiki alanında da dersler almıştır. Musikinin tüm inceliklerine vakıf olan Müştak Baba, musikinin ruh hastalarını tedavi etmede bir araç olduğuna ne olursa olsun inanmıştır.

Musikide çok yol alan Müştak Baba ud çalmakta şöhret kazanmıştır. Hatta bu sahada operaya benzeyen ve Bitlis’i tanıtan zamanı ve yazınsal bir Salname (Yıllık) yazmıştır. Yazdığı bu eseri Üryan Baba’ya itham etmek istemiştir. Yazdığı bu eserle, Üryan Baba’nın huzuruna varır. Kısa bir sohbetten sonrasında Üryan Baba: “Ey Mustafa! Senin koynunda bir cevahir vardır.” Deyince, Müştak Baba yazmış olduğu kitabını takdim eder.

Seyyid Üryan Baba, bu eseri evirip çevirdikten sonrasında bu iltifata lâyık olmadığını, sadece esere isim verebileceğini söylemiştir. Sonunda esere Asar-ul Müştâk fi Eser-il (Esrar-ul) Uşşak” adını vermiştir. Esere verilen bu isim, bununla birlikte Şeyh Mustafa’yahut mahlas olmuştur. Bu hadiseden sonrasında Mustafa adı unutulup Müştak mahlası ile anılmıştır. Esere isim veren Üryan Baba’nın ismindeki Baba kelimesi de alınarak şeyh Mustafa’ya Müştak Baba denilmiştir. Esere de özetlemek gerekirse Asar ismi verilir.

Belli bir çağa gelen Müştak Baba Bitlis’te evlenmiştir. Bu evlilikten biri erkek, ikisi kız olmak suretiyle üç evladı dünyaya gelmiştir. Kızlarından birisi Tafte Hanedanından Ahmet Bey’le, öteki de Ahmet Muhlis Paşa ile evlenmiştir. Oğlu Edhem Baba ise Müştak Babanın ölümünden sonrasında da onun adını yad eden, ona layık olan bir evlat olmuştur.

Gerek engin kültürü, gerek şiirdeki dehası, gerek musikideki icra kabiliyeti ve gerekse düşünceleriyle çevresinden her zaman takdir toplamış, Şeyh-ül Mütehayyirin lakabıyla anılmıştır. Müştak Baba, 1832 senesinde İstanbul’dan ayrılarak Bitlis’e dönmüştür. Dönüş sırasında yol güzergahında olduğundan, Muş’a uğrar. Birkaç günlüğüne orada kalır ve orada katledilir.

Birçok Eser Yazan Müştak Baba’nın En Önemli Eserleri Şunlardır:

1 – Âsârü’l Müştak Esrarü’l-Uşşak. (Asar) (Biyografidir)

2 – Divan-ı Müştak Baba.

3 – Mektubat-ı Kimya-yı Müştak.

4 – Baharname. (Farsça divan)

5 – Mişkâtü’l-Müştak Mir’atü-l Uşşak.

18 – Molla Halil Si’ridi

Fıkıh, Tefsir ve Hadis Alimi olup tasavvufun ehli büyüklerindendir. Asıl adı Halil bin Hüseyin es-Si’ridi el-Ömer’dir. Miladi 1754 (hicri 1167) tarihinde Bitlis’in Hizan Kazası’nda doğmuş, 1843 (Hicri 1259) tarihinde Siirt’te vefat etmiştir. Kabri Siirt’tedir.

Molla Halil Si’ridi’nin Yazdığı Kıymetli Eserler Şunlardır:

1 – Tefsirü Tabsırat-il Kulûb fi Kelami Allâm-il-Guyup

2 – Tefsirun âhar ila sûret-il Kehf

3 – Diyaü kalb-il-arûf fit-tecvidi ver-resmi ve ferşey-il-hurûf

4 – Şerhun alâmanzûmet-iş-Şatıbi fit-tecvid

5 – Mansûl-ül-mevahib-il-ehadiyyeti fil-hasâisi veş-şemail-il-Ahmediyye

6 – Te’sisü kavaid-il-akâid alâ mâ sahha min ehl-iz-zâhir vel- bâtın min-el-avâid

7 – Mulahhas-ül-kavâti’ vez-zevacir

8 – Kitabûn fi usûl-il-fıkh-iş-Şafii

9 – Kitabûn fi usûl-il-hadis

10 – Zübdetü mâfi fetâv-el-hadis

11 – Muhtasar-u Şerh-is-Sudûr fi şerh-il-mevti ve ahvâl-il-Kubûr

12 – Minhâc-üs-sünne fi ahvâl-is-sûfiyye (manzum bir eserdir)

13 – Nebzetûn min-el-mevâhib-il-medeniyyeti fiş-Şathiyyâti Vel-Vahdet-üz-zâtiyyeti

14 – Nehc-ül-enâm fil-akâid (manzum eserdir)

15 – Şerhun alâ kasidet-il-hemziyye

16 – Risale fil-ma’fuvvât

17 – Ezhâr-ül-ğusûn min me’kûlâti erbab-il-fünûn

18 – El-Kâmûs-üs-sâni fin-nahvi ves-sarfi vel-me’âni

19 – Risaletûn fi ilm-il-mantık

20 – Risâletûn fil-mecâz vel-istiâre

21 – Risâletün fi adâb-il-bahs vel-münazara (manzum eserdir)

22 – Risâletün fil-va’z

23 – El-Mantûk-uz-zümridiyye nazmu telhis-il-miftâh

24 – Manzûme fi mevlid-in-Nebiyyi

19 – Seyyid Sıbgatullah-il Arvasi (Gavs-ı Hizani)

Bitlis’in Hizan ilçesinde yaşadığından ötürü Gavs-ı Hizani lakabıyla anılmıştır. Esas adı Seyyid Sıbgatullah-il Arvasi olan bu zatın soyu Hazreti Resullah’a (S.A.V) dayanmaktadır. Asılları Bağdat’tan gelmiştir. Gavs-ı Hizani (K.S.) Hazretleri, Hicri 1245 (Miladi 1829) tarihinde, İslami ilimlerle meşgul olmaya başlamıştır.

Bu tarihte Van’da bulunan Şeyh Muhyiddin’in sohbetlerine katılmış ve ondan dersler almıştır. Şeyhin vefat etmesiyle birlikte Cizreli Şeyh Halid’in yanına gitmiştir. Bunun da vefatından sonrasında sırasıyla, Şeyh Salih-i Sipiki, Bitlisli Şeyh Musa ve yeniden Bitlisli Şeyh Abdulkadir’in yanlarında dersler alarak sohbetlerinde bulunmuştur.

Hicri 1287 (Miladi 1876) senesinde Bitlis’in Hizan ilçesine bağlı Gayda’da vefat eylemişlerdir. Kabri şerifleri buradadır. Kamuran İnan ve Edip Safter Gaydalı’nın büyük büyükbabası olan Gavs-ı Hizan-i, hiç doğruluktan, dürüstlükten ayrılmamış, en büyük makamdan, en küçük makama kadar olan tüm insanların teveccühünü kazanmıştır.

20 – Hulusi Bitlis-i Aktürk

Hulusi Bitlis-i Aktürk, 1881 senesinde Bitlis’te doğmuştur. Belli bir müddet Ağır Ceza Reisliği yapmış, 1967 senesinde Ankara’da vefat etmiştir.

Birçok matbu eseri bulunmaktadır. Bu eserler:

Elvahi Seba

Miftah-i Hakikat

Matem

Terkib-i Bend

Haklı Sözler

Cihanşumul Sözler, ya da felsefi vecizeler.

21 – Şeyh Muhammed Diyauddin (Hazret)

Halk içinde Hazret olarak anılan Şeyh Muhammed Diyauddin (Ziyauddin), 1855 senesinde Bitlis Hizan ilçesine bağlı Usba Köyü’nde doğmuştur. Seyda-i Taği diye anılan Abdurrahman-i Taği’nin oğlu, Nakşibendi Tarikatının mürşidi kamilidir. Muhammed Diyauddin Hazretleri’nin aile çevresi dindar insanlardan oluşmuştur. Çocuk iken tahsile başlamış, ilk eğitimini babası Abdurrahman’i Taği’den almıştır.

Babasının vefatına kadar onun ilminden istifade eden bu zat, eğitimine Şeyh Fetullah Verkanisi’nin yanında devam etmiştir. I. Cihan Harbinde Ruslara karşı büyük mücadele vermiş, Belican mevzilerini müdafaa esnasında Karaağlı Köyü’ndeki müdafaada, yanında patlayan bir top mermisinin şarapneli sağ kolunu koparmıştır. Bu hizmetlerine mukabil olarak Sultan Reşat tarafın-dan kendisine bir takma kol ve madalya verilmiştir.

1923 senesinde Güroymak’ta hakkın rahmetine kavuşmuş, Güroymak’ta bulunan babalarının yanına defnedilmiştir.

22 – Said-i Nursi

Günümüzde Bediüzzaman olarak malum Said Nursi 1873 senesinde Bitlis’in Hizan kazasının Nurs Köyü’nde doğmuştur. Zekası, takvası ve dinine sadakatı, kısa zamanda etrafta tanınmasına niçin olmuştur. Kısa bir müddet Van’da kalmış, medrese tahsili sonrasında ilmi ile hocalara ders verecek duruma gelmiştir.

Aşırı kan kaybından ve şiddetli soğuktan hayatı tehlikeye girince, onu kurtarmak gayesiyle talebelerinden birisi Rus askerlerine yerini göstermiş ve gece vakti Ruslar esir almıştır. Said Nursi’yi öteki esirlerle beraber ilkin Van’a, sonrasında Culfa, Tiflis, Kloğrif ve ordan da Kosturma’ya (Sibirya) götürmüşlerdir.

1918 senesinde Rusya’dan firar eden Said Nursi, ilkin Leningrad’a (St. Petersburg) oradan Almanya’ya ve sonrasında İstanbul’a gelmiş, 23 Mart 1960 tarihinde Urfa da hakkın rahmetine kavuşmuştur.

Hayatı süresince 130 kitap yazmış ve yayınlanmıştır. Bazı eserleri şunlardır:

Sözler

Şualar

Lema’lar

Mektubat

Emirdağ Lahikası

Barla Lahikası

Kastamonu Lahikası

Mesnevi Nuriye

Asa-ı Musa

23 – ŞEYH MEHMED-İ KÜFREVİ

Şeyh Mehmed-i Küfrevi Hazretleri Siirt ilinin Küfre köyünden bir çağ önce Bitlis’e gelmiştir. Bitlis’in Kızıl Mescit Mahallesinde ikamet eden Şeyh Mehmed-i Küfrevi olgunluk, erdem timsali olmuş, ilimsel kariyeriyle etrafında şöhret kazanmıştır.

Bu zat, Osmanlı’nın Padişahlarından hürmet ve saygınlık görmüştür. 1898 senesinde Sultan II. Abdülhamit, İstanbul’dan mimarları göndererek Kızıl Mescit Mahallesinde Küfrevi türbesini yaptırmıştır. Altın ve gümüş kaplamalarla süslü olan türbenin kapısı, 1916 senesinde Bitlis’in işgali esnasında Ruslar tarafınca sökülerek götürülmüştür.

Bu zatın sülalesinden olup mühim yer tutan ve Küfrevi soyadını taşıyan kişiler şunlardır:

a) Şeyh Abdülbaki Küfrevi :

Bu zat gerek Bitlis’in işgali ve kurtuluşunda, gerek İstiklal cenginde ve gerekse Cumhuriyetin kuruluşunda isminden sıkça bahsedilen mühim kişilerden birisidir.

b) Kasım Küfrevi:

Abdülbaki Küfrevi’nin oğludur. 1920 senesinde Bitlis’te doğmuştur. Küçük yaşta fıkıh, tefsir ve kelam dersleri almıştır. Öğrenimini İstanbul’da sürdürmüş, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinden mezun olmuştur. IX-X-XI dönemlerde Ağrı mebus olarak meclise girmiştir. 1964 senesinde itibaren de yine 13 ve 14. devre Ağrı mebusu olarak meclise girmiştir. 1973 ve 1977 yıllarında Ağrı Senatörü olarak seçilmiştir.

İngilizce, Almanca, Fransızca, Farsça ve Arapça bilen, fazlaca sayıda inceleme ve makaleleriyle kitapları bulunan bu zat, 1992 senesinde ölmüştür. Mezarı Eyüp Sultandadır.

Sonuç

Neolitik Çağ, M.Ö. 3000 yıllarında sona ermiştir. Bu tarihi baz aldığımızda Bitlis’in 5000 yıllık bir tarihe ve geçmişe sahip olduğunu görmekteyiz. Büyük bir ihtimalle Bitlis’in tarihi bundan daha da eskidir. Güneybatı Asya ülkelerindeki Neolitik Çağ M.Ö. 9000-5000, Avrupa ülkelerindeki Neolitik Çağ M.Ö. 6500, Tuna kıyılarında M.Ö. 5500 olduğuna göre Bitlis’in tarihinin 5000 yıldan fazla olması, 5000 – 7000 yıllık olması çok kuvvetle muhtemeldir.

Kaynaklar:

1-https://bitlis.ktb.gov.tr.

2-http://www.bitlis.gov.tr.

3-Wikipedia Türkçe / Kürtçe / İngilizce

Bernamegeh Türkçe

UYARI: Yazıların izinsiz kopyalanması ve Web Sitelerinde yayınlanması kesinlikle yasaktır. Hakkınızda yasal işlemlerin başlatılabileceğini lütfen unutmayın!

AYRICA BAKIN

TARIK AKAN KİMDİR

Tahsin Tarık Üregül veya sahne adıyla bilinen Tarık Akan, 3 Aralık 1949 tarihinde İstanbul’da dünyaya …

error: LÜTFEN KOPYALAMAYIN OKUYUN!